Eskiyi Yık, Yeniyi İnşa Et!


Kaçıyoruz, her zaman zor olandan kaçıyoruz. Halbuki kaçmasak, üstüne gitsek aslında korkulacak bir şey olmadığını göreceğiz ve rahatlayacağız ama maalesef işimize geldiği gibi en kestirme yoldan sonuca ulaşmak istiyoruz.  Her konuda böyle bir düşünün; yapmak istediğiniz bir şey var ve onu düşüne düşüne gözünüzde o kadar büyütüyorsunuz ki, tam bir külfet halini alıyor. Ancak, başlamak zorundasınız; bir noktada derin bir nefes alır ve başlarsınız. İlk başta zorlanırsınız, alışkın olmadığınız bir yoldan yapmak durumunda olduğunuz için… Fakat zaman içerisinde pratik, deneyim ve zamanla birlikte kazanılan serilikle daha verimli olur, kendinize güveniniz yerine gelir. Sonunda bir bakmışsınız, hiç de sizin düşündüğünüz gibi sonlanmamıştır. İşte o zaman zor olandan kaçtığımızı fark eder; korkularımıza yenik düşmediğimiz için duacı oluruz. Hayat her zaman sizi şaşırtacak bu gibi sürprizlerle doludur.

 

Neden zor olandan kaçarız hiç düşünme imkanınız oldu mu? Yukarıda ipuçları verdim aslında: Korku. Çeşit çeşit, duruma göre değişkenlik gösteren korkularımız vardır bizim. Potansiyelimizi yaşamamıza çoğu zaman korkularımız engel olur. Nasıl geldiklerini hissetmeyiz bile, öyle içselleştirmişizdir ki, hep bildiğimiz gibi otomatik yöntemlerle yapmaya koşullandığımızı fark bile etmeyiz. Kaçışımız yoksa şayet, erteleriz. Yarın daha iyi olacak, şimdi zaten bu olmadan yaparsam olmaz gibi mazeretler üretmek bu erteleme sürecinin yegane parçasıdır. Tercihlerimizi yaşarız ve sonuçlarına katlanmakla yükümlüyüz aslında; neyin bizi yöneteceğini de biz seçiyoruz ve çoğu zaman da korkularımıza yenik düşüyoruz. Halbuki, onları küçük kutulara koyabilsek kafamızın içinde çok daha güzel ve mutlu yaşayıp, kendimizi, potansiyelimizi yaşayıp, daha iyiye ve doğruya yöneleceğimizi fark edemiyoruz.

 

Zor olan ne peki bugün? Söyleyeyim, Türkiye’nin mevcut yönetim, seçim vb. sistemlerini koruyarak her kesimi içine alan, haklarını koruyan, güvence altına alan bir anayasa ile devam etmektir. Fark ettiniz mi, Türkiye neden restorasyon alanında çok başarılı değil? Hep yurtdışından alanından uzman kişiler tarafından yapılıyor restorasyon çalışmaları… Bunun nedenini söyleyeyim, çünkü biz Türkler mevcut yapıyı koruyacak ama onu güçlendirecek ve ömrünü uzatacak teknik gelişmeleri takip eden, bu alana yatırım yapabilen ve kendi uzmanlarını yetiştirebilen bir millet olmadık. Şu anki yeniden yapılanma süreci bile “Eskiyi Yık, Yeniyi İnşa Et!” üzerine kuruludur. Aynı durum bence Başkanlık tartışmaları için de geçerlidir. Tıpkı restorasyon ve yeniden yapılanma sürecinde olduğu gibi, yasal süreçleri günümüz ve ülkemiz koşullarına adapte etmektense, mevcut yapıyı komple yıkıp yenisini inşa etmek kolay gelmektedir.

 

Toplumca en büyük korkumuzun aslında tarihimizden geçtiğini düşünüyorum: uzlaşma kültürü. Biz bir dönem bunu denedik ve sınıfta kaldık. Bu içimizde öyle büyük bir yara ve korku haline geldi ki, bugünkü siyasi kültürümüzü bile etkilemektedir. En son ne zaman siyasi çevrelerimiz tek ses olabildi? 15 Temmuz mu? Olağanüstü durumlar dışında en son ne zaman taraflar arasında uzlaşma ve onun kaideleri olan ödün alıp – vermek gibi bir pazarlık süreci gördük veya şahit olduk? Gündelik hayatta suların gayet durgun olduğu bir dönemde, mesela uzlaşmanın bir parçası olan sürece dahiliyet ve kapsayıcılık ne kadar yansıdı yasalara, kararlara? Kendi tercihlerini yasalarda göremeyen kaç milyonlar var?

 

Biz toplumca, geçmiş hayaletlerimiz tarafından yönetiliyoruz bugün; hatalarımızdan ders alabileceğimiz, büyüdüğümüz, olgunlaştığımız, gibi sayısız gerçek varken; korku altında tercihler yapıyoruz. Kendimize olan güvenimizden her gün ödün veriyoruz. Allah’a daha çok inanıyoruz belki ama kendimize olan inancımızı her geçen gün yitiriyoruz bu korku nedeniyle. Uzlaşma, en büyük korkumuz olduğu için “Eskiyi Yık, Yeniyi İnşa Et!” gibi bir mantıkla Başkanlık gibi bir tercihle sil baştan yapalım diyoruz.

 

Herkes refah, güvence, saadet gibi şeyler ister hayatta. Bunlara giden yolda emek harcar. Fakat tüm kazanımları değerli ve anlamlı kılan ise Türkçede karşılığı olmayan bir sözcüktür: “Challenge”. Bu sözcüğün bir karşılığı olsa herhalde şuna yakın olurdu: “Mücadele”. Bir şeyi elde etmek ne kadar kolaysa, o kadar değersizleşir gözümüzde. Ama mücadelemiz üzerine ne kadar emek harcadıysak, ne kadar zorluk çektiysek, ulaşmaya çalıştığımız nokta ne kadar ulaşılmazsa o kadar kıymete biner. İnsan doğası bu. Dolayısıyla zor olandan kaçmamak gerek, korkuların üzerine gidip yüzleşme ve galip gelmek için mücadele yolu seçilmelidir. Bir deyiş var, çok hoşuma gider: “Eğer fikrini değiştiremiyorsan o halde onu kullanmıyorsun.” Biz ne kadar kullanıyoruz fikrimizi, çuvaldızı kendimize batırmanın vakti artık gelmedi mi? O yüzden, sizleri ve hatta tüm siyasi çevreleri bir değişiklik yapıp, uzlaşma korkumuzun üzerine gitmeye, mevcut yapıyı koruyarak üzerine güçlendirici değişiklikler yapmaya ve zoru başarabileceğimize inanmaya davet ediyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s