Sevgi’ye Giden Yolda İletişim Sorunsalı – 2


Bugün hayatım dediğim aracımın aynalarından çaktırmadan ufak bakışlar atıyorum arkamda bıraktığım şeylere… Hani kör bir noktası vardır ya o aynaların görür gibi olursunuz ama biraz sağduyuyla hareket etmeye zorlar sizi, öylesine bir yerde, ilginç bir sorunsal yakaladım her alanda karşıma çıkan. Dikiz aynasına bakıyorum orada, sağdan soldan destek de alıyorum ama ne yaparsam yapayım net bir görüş kazanamıyorum. O yüzden bugün izninizle biraz sesli düşünüyorum. Var mısınız benimle biraz düşünmeye?

Hem coğrafya hem de kültür olarak miras edindiğimiz bir takım anlayış ve algılardan bir tanesi var ki, bunun kalıtsal olarak genlerimize işleyebilmiş olmasından şüphe duyacaktım. Beni bu şüpheden kurtaran en önemli faktör ise iletişim oldu; bu konuyu kısa bir sürede olsa masaya yatırmak oldu sevgili arkadaşımla. İki kişi olmamız benim için yeterli bir kanıt oldu. Bu anlayış, kültürümüze artık nasıl geldiyse, bir şekilde etle-tırnak olmuş fakat yüzümüze ağır maskeler takarak dolaşmamıza neden olan, bizi çıkarcı davranışlara iten, hepsinden öte sahtelik üzerine sahtelik yaratan bir iletişim sorunudur ve çok basit bir adı vardır: “Kaçan Kovalanır!”

Üzülerek söylemek isterim ki, hayatımızın her alanına, istisnasız her alanına da yansımıştır. Bir iş görüşmesine gidersiniz, açıkça tanımdan işi beğenmişsinizdir, yetkinlikleriniz ve vasıflarınız da her şey yerindedir ama sadece fazla istekli göründüğünüz için sevimsiz göründüğünüzü bilirsiniz ama neden reddedildiğinize ilişkin tam bir açıklama da alamadığınız için asla bilemezsiniz. Bu örneği beğenmediniz mi? Kaç kere tanıdıklarınız tarafından “Kendini ağırdan sat.”, “Fazla istekli de görünme.” gibi yorumlar aldınız bir mülakata giderken bir düşünün. İş, içinizde bir kıpırtı, enerji oluşturacak kadar ilginizi çektiyse bunu ifade edebiliyor olmanın nesi yanlış? Bunu da mı beğenmediniz? “İş bulmadan işten ayrılmamalısın.” sözüne sadece piyasa koşulları kötü olduğu için mi razı olunuyor? Neden kurumsal dünya transfer peşinde o zaman? Ben söyleyeyim: “Kaçan Kovalanır!”

Sosyal ilişkileri ele alalım aynı çerçevede… Kaç arkadaşınızı arayıp, hal hatır sorma hep tek yönlü olduğu için bir noktadan sonra kendi haline bırakma ihtiyacı hissetmediniz? Hiç mi? Peki o zaman soruyu ters çevirelim: “En son hal hatır sormaya ne zaman bir arkadaşınızı aradınız?” İkna olmadınız mı? Ben yeterince olmadım. Yeni tanıştığınız ama muhabbetinden keyif aldığınız biri, cinsiyet farketmez arkadaşlık, sizi arayıp kahveye çağırdı. Gittiniz. Muhabbet derinleşmeye başlıyor ama siz bir bakıyorsunuz, karşınızdaki çarşaf çarşaf dökülüyor. Siz ne yapıyorsunuz? Durun tahmin edeyim: Cümlelerinizi seçerek kontrollü konuşuyorsunuz. Bir daha da görüşmeme, kalabalık programlar tercih ediyorsunuz vs. Ama karşınızdaki inatla arıyor ve ulaşılan nokta: “Kaçan Kovalanır!”

Peki ya Kadın – Erkek ilişkileri? Bu başlı başına bir yazı konusu, çok da karmaşık; özellikle görece genç olduğunuza inandığınız bir yaşta hayli hayli karışık… Bunun en büyük nedeni, geleneksel koşullanmada kaçma görevinin Kadın’a, kovalama görevinin Erkek’e verilmiş ama modern iletişim kanallarıyla aşınmalar olmasıdır bence. Kadın artık hayata karşı “Ben Buradayım” derken daha rahat mesela. Zira Erkek de bunun bilincinde, eskisi kadar kovalama sevdalısı değil. Dolayısıyla, durumsal ve genellemesi pek de mümkün olmayan senaryolar çıkıyor.

Benim anlamadığım ve şiddetle eleştirdiğim hadise ise şu: Kaçan Neden Kovalanır? Kaçan balık büyük olur diye mi? Ton balığı ebat olarak en büyük balıklardan biri ama neden beslendiği belli olmayan bir balık olduğu için insan sağlığı açısından tehdit oluşturduğunu, fazlasının zarar olduğunu biliyor muydunuz? İstekli, hevesli, samimi, dürüst, açık ve net kısacası direkt olmak neden tüm cazibesini yitiriyor bizim milletimizde anlayabilmiş değilim. Ne kadar sevginizi, ilginizi, kişiliğinizi ortaya koyabiliyorsanız o kadar kaybediyorsunuz çünkü kaçmıyorsunuz da kovalamıyorsunuz da. Sadece oyunun kurallarına aykırı olduğunuz için baştan kaybediyorsunuz. İyi de yaşamak varken neden bir oyun haline çeviriyoruz ben esas bunu idrak edemiyorum. Amaç eğer yaşamımızı mutluca sürdürebilmekse, neden bir kazanan kaybeden ilan eden oyunlar sürdürüp hayatı kendimiz için zorlaştırıyoruz? Kendimizi olduğumuzdan başka gösterme çabasına giriyoruz, aşırı kontrollü olmaya itiliyoruz. Dahası, ne tarz bir ilişki olursa olsun, daha yolun başında gelecek hamleleri kurgulamanın peşine düşüyoruz.

Size bir şey söyleyeyim mi? Hayatı insanca, insan gibi yaşamak varken bu zihniyet bana çok küçük hesaplar ve inanılmaz da yanlış geliyor. Ucuz ve bayağı olan bu bence. Korkakça hatta, kaçak dövüşmek gibi. Kimse kaçmasın, kimse de kovalamasın. Herkes insan olsun ve kendi olsun, aslında bu kadar basit. Teslim olanın, insan olanın, dürüst olanın, cesur olanın, sevgi dolu olanın, içten olanın, samimi olanın, güven dolu olanın kaybettiği bir zihniyette bence her şeyden çok milletçe kaybediyoruz bu iletişim algısının hayat denen aracımızı yönetmesine izin vererek. Yolumuz da rotamız da bellidir aslında: Sevgi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s