Sevgiye Giden Yolda İletişim Sorunsalı – 3


Henüz çok erken diyebilirsiniz ama şayet, “yeni bir yıl” fikri sizleri de benimki kadar içinizi kıpır kıpır bir heyecanla merak karışımı, çocuksu bir neşe ve havaya bürümeye başarabiliyorsa, eminim ki sizler de yine benim gibi kendi hayat dediğiniz aracınızı erken bakıma alanlardansınız. Benim bakım süreçlerim şarap gibi yıllandıkça bir başkalaştı; hedefler listesi oluşturmaktan ziyade, önce “vay be daha dün bu yılı kutluyorduk!” serzenişleri ile önce genel bir muhakeme yapar, daha sonra hayat dediğim aracımla ilgili hedeflerime dair somut birkaç hedef ve ardından kontrolüm dışındaki şeyler için genel temenniler diler olmuşum. Bu yüzden, bakıma erken girmek normal olsa gerek, ne dersiniz?

Bu yıl bir değişiklik yapıp, temenniler listesi yapmama kararı aldım çünkü bildiğiniz gibi artık “Hayata Karşı Sessiz Kalma” diyerek, kendimi bir nebze olsun ifade ediyorum. Çok uzun yıllardır envai çeşitlerde, hayatımın her alanda karşılaştığım, dürüstlüğün veya iyi niyetin ağır cezası mıdır ödülü müdür bilinmez, hayırlısı olmuştur hiçbir yargım yok kesinlikle, ama yalnız olmadığımı hissettiğim için paylaşma ihtiyacı duyduğum bir davranış biçimini, yeni bir iletişim sorunsalını sesli düşünmek istiyorum bugün.

Baya bir süredir durumu özetleyecek bir tarif üretmeye çalışıyorum; sanırım en yakınları “Sessizliğin sesi” ya da “Arazi Olmak”. Nedir bunlar? “Söz Gümüşse, Sükut Altındır.” ın yanlış anlaşılmış, kaypak, korkak ve hatta kılıbık bir kullanımıdır. Her şeyden önce aşırı özgüvenle verilmiş bir söz vardır ortada; ayıbı, bu sözün tutulamaması gerçeğinden doğar. Ayıp olan, sözün tutulup tutulmaması değildir; süreçteki Üsluptur. Yanıtsızlık, öyle bir üsluptur ki, yüreksizdir, sözde iyi niyetlidir, kalp kırmak istemez ama daha kötü yapar aslında çünkü pundunda bekletir insanı dürüst değildir; sonuç olumsuz da olsa söyleyebilecek cesaretten yoksundur. Beyaz yalan uydurmayı da kendine yakıştıramaz. Seni önemsemiyorum aslında, hep geçiştirdim, yalan söyledim, kandırdım diyor bile olabilir. Kısacası, ne anlarsan o. Ama her şeyden çok bireye, insana saygısız, sevgisiz, ve güvensiz, gerçek bir ikiyüzlülük tavrı. Öyle ki, açık ve dostane bir kapı bıraktığını kendince zanneder. Halbuki bilmez, “En kötü netlik bile belirsizlikten daha iyidir” şu fani hayatta ve saflık, iyi niyet ve aptallık arasında fersah fersah fark vardır. Ama kişileri, bireyleri eleştirmiyorum; Türk toplumu olarak kapalı ve dolaylı iletişim toplumu olduğumuz için en mağdur olduğumuz konulardan biridir bu Yanıtsızlık durumu.

İnanmakta güçlük çeker misiniz bilinmez ama bu tarz riyakar ve işgüzar bir davranış biçiminin altında Türk toplumunun modern ve geleneksel konseptlerinin çatışmasından doğduğuna inanıyorum. Modern konseptimiz gündelik hayatta bize “Söz Uçar Yazı Kalır” derken, geleneksel tarafımız da “Söz Senettir.” diye haykırır. Bahsettiğim davranış modeline sahip insanlar genellikle bu ikilemi yaşadıkları için çözümü Yanıtsızlıkta bulurlar. Halbuki bu anlayışlardan “Söz Senettir” insan üzerinde gereksiz bir baskı oluşturan, çağ dışı kalmış, basmakalıp bir inanıştan başka bir şey değildir. Elbette insan verdiği sözlere sadık kalmaya çalışmalı ama bir senet, borç meselesiymiş gibi yaklaşılması yanlıştır çünkü koşullar değişebilir, şu olabilir, bu olabilir, hayat bu. Neden böylesine bir beklenti batağına hem kendimizi sürüklüyor hem de karşımızdakine baskı yaratıyoruz? Gündelik ilişkilere borçlu – alacaklı bakış açısını neden yüklüyoruz? İlişkilere illa bir güç dengesi, hem de asimetrik olanından katmak zorundayız nedense…

Halbuki, sevgiye giden yolda insan, insan olduğu sürece tek bir şeye zamansal ve emeksel yatırım yapsa, üşenmese sorun kökünden çözülebilir gibime geliyor: Üslup. Olumluyu söylerken cimriyiz, Olumsuza yanıtsızsız; birbirimize davranmak konusunda ciddi sıkıntılarımız var sanki. Üzerinde biraz düşünülmüş, ince ve dürüst ama olumsuz bir yanıtı kabullenemeyecek, aşıp gidemeyecek bir bünye ile ben daha karşılaşmadım. Ya siz? Netlik kazandığımız için durum gözümüzde önemsizleşiyor, rahatlıyoruz ve unutup gidiyoruz. Yanıtsız kalınan durumlarda ise yeni yaralar açılmasına sebebiyet veriyoruz bence. İnsana sadece insan olduğu için değer vermeli önce, daha sonra tanıdığı, eksikleri gedikleri ve kusurları ile olduğu gibi değer vermeli sonra, tüm bu değerler ışığında da vefa mı dersiniz, ben sadece insanlık ve insan sevgisi diyorum, bu nedenle verilecek takdire de tutulamayan söz için yanıta da bir beş dakikalık düşünme sürecinin yeterli olacağına inanıyorum. Mesela, “Üzgünüm Yeliz, koşullar değişti sana verdiğim sözü tutmayı çok isterdim ama çok zorlanacağım. Anlayışın için teşekkür ederim.” Hayat, siyah ve beyaz değil, hayat bir gökkuşağı gibi, renkler mozaiği aslında ve ilişkilerimizi yürütürken hangi renk skalasında baktığımızı aslında üslubumuz belirliyor. Üslup, iletişimin anahtarıdır ve Dünya üzerinde hiçbir şey de çözümsüz değildir iletişim ve üslup sayesinde; yeter ki sevgimizi, yüreğimizi ve dürüstlüğümüzü ortaya koyabilecek cesareti gösterelim ve birbirimizi yaralayabilecek davranışı aza indirelim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s