İptal Edilen Bir Seyahat


Güzel, güneşli bir sonbahar gününde, sabırsız bir çocuk gibi yeni yılı beklerken dinlediğim müziğin ahengi ile geçmişte tamamen iptal ettiğim bir seyahati biraz anlatmak istiyorum bugün. Kendiliğinden gelişen, hiç başlamadan kendi içinde biten ve planlaması bile yorucu, tüketici, nafile bir seyahat… Hayat dediğim aracımda seyahat da nedir diye bir soru içerisinde misiniz? En azından bir insanla çıkılan her yolun bir süreç, her sürecin bir seyahat olduğuna inanan biri olarak her alana çekebileceğiniz ilginç, tartışmalı, yorumu size bırakılmış bir tecrübe anlatımıdır. Hayatımda belki de ilk kez bir seyahati tamamen iptal etme kararı aldım ve uyguladım.

Seyahate çıkmak, bir çoğu için aracını park haline alıp keşiflerde bulunmak olabilir ama bana ifade ettiği şey ise biraz farklı: bir seyahate başlamadan önce aracıma giderim; valizimi aracımdan alıp alamayacağım şeylerle doldurum; aracımın değerli eşyalarını güvenli bir yere saklarım vs. Sevdiğim müzikler, güneş gözlüğüm, bagajda bıraktığım eşyalar vs. toplarım temizlerim ve ne alınıp ne alınmayacak karar veririm. En azından müziğim hep benimledir. Anahtarı ve ruhsatı alır saklarım güvenli bir yerde; onlar en kıymetlilerim. Aracımla, anahtarla ve ruhsatla sadece bir kez seyahate çıktım; yakın da bir yerdi; o sıralar tam bir trafiğe yeni çıkan çömezim. Yanımdakine, “al sen park et” dedim. Alt tarafı park etmesini istedik ama aracı öyle bir hale getirdi ki dış kaportaların komple değişmesi gerekti. Bununla bizzat, itina ve belli bir ekonomi ile ilgilenebildiğim için zaman aldı ama eskisinden çok daha iyi oldu. O zaman bu zamandır, bir seyahat söz konusu oldu mu anahtarı ve ruhsatı güvenli bir yerde bırakırım. Hiç de pişman olmadım çünkü gittiğim hiçbir yerden henüz yerleşme isteği uyandıracak kadar büyülenmedim. Ama anahtarlığını alırım çünkü o zaman aracım benimleymiş gibi hissederim. Her seyahatte benimle gelen en az iki şey vardır: müziğim ve anahtarlığım. Gerisini seyahatin kendisi belirler, ben değil. O nedenle de valizim hep bir parça boştur benim, dönüşte eklediğim muhakkak bir iki şey olur. Eklediklerim de çoğunlukla aracıma gider zaten. Seyahatlerde aracını komple park eden de, komple araçla seyahat edenlerden olmadım. Gezgin kafasıyla beni ben yapan parçalarımı alırım sadece çünkü seyahat sırasında keşfe güvenebilme duygusunu severim. Çıktığım her seyahatte aslında yalnızımdır yanımda biri de olsa… Keşif beraberdir, paylaşım ortaktır ama bana sadece bana kalan bir şeyler vardır çünkü. O yüzden en çok kendime güvenebilmeyi, ardından keşfe güvenebilmeyi sever ve ararım.

Her seyahate “bakalım bu topraklar beni büyüleyebilecek mi?” diye soru ile bakmaya başlarım. Gittiğim her yerin kendine ait bir kuralı, toplumu, görenekleri bilineni ve bilinmeyeni var. İlk olarak beni bilineni ile cezbetmek zorunda… Bilgisayarın başından saatlerce kalkmama, daha fazlası ve daha fazlasını istetecek belirli bir yoğunluğu olmalı. Toprakların, sadece siyasi, ekonomik, kültürel geçmişi asla yeterli değildir benim için; geçmiş evet şekil verir ama benim için hep mühim olan bugün nasıl görünüyor? Sokakları, çıkmazları, toplumu nasıl, kozmopolit mi, gitsem beni olduğum gibi kabul eder mi yoksa üçüncü sınıf bir göçmen muamelesi mi yapar? Hayat zevkleri, renkleri, düzenleri, trafiği, semtleri… nasıl bir tarif yaratır dilimde? Rengarenk mi derim yoksa karanlık mı? Oksijeni var mı? Burada nefes alma kalitem nasıl? Kalbi ve gözleri nasıl gittiğim bu yerin? Ruhu var mı? İnsanın içini tatlı bir enerjiyle karışık huzurla mı dolduruyor yoksa gerdikçe geriyor mu? Bilinmeyenler ise kendini gösterir ama orada gidince görürüz dediğim şeylerdir; bilinenlerin uygulamada ahenk yaratıp yaratmadığını bunlar belirler. Konu başlığı gibi düşünebilirsiniz. Ben araştırdıkça, ben derine indikçe bilgisayar başında, bunlara dair birer ipucu yakalamak zorundayım. Biraz olsun bir imge, bir imaj ve bir hayal oluşmalı kafamda; olumlu ya da olumsuz neyle karşılaşacağımı bilirsem keşfime o kadar güvenle ilerlerim. Yargısızca giderim seyahatlere çünkü kendi intibamı edinmek isterim; yeter ki bir imaj oluşsun, gözümde canlansın. Bana eşlik edecek kişi bu sürece ne kadar dahil olursa o kadar iyidir; ama ne benim keşfimi manipüle etmeli ne de domine etmeli kendi perspektifi ile, kendi sesimi duyamadığım bir seyahat süreci hiçbir zaman bana göre olmadı. Komple kendimi duyduklarım ise hiç bana göre olmadı.

Şu ana kadar değinmedim ama benim açımdan bir seyahati gerçek bir seyahat yapan bana eşlik eden kişi ya da kişilerdir. Pek ifade de etmedim ama valizi hazırlama sürecime de, seyahatte gezip görüleceklere de karşımdaki kişi yön verir. Spontane olmaz benim seyahatlerim… Bir planlama süreci daima olur o süreçte karar veririm gidip gitmemeye. Sormam çoğu zaman, sorduğum zaman net bir yanıt alamam nedense… O yüzden tartarım. Gidilecek topraklara bu insanla çıkmaya değer mi? Diye tartarım. Ucuzcu olduğum için erken planlama yapanlardanım ama uzun soluklu planları severim. Ne kadar erken planlanmaya başlanırsa nihai karar için o kadar vakit vardır ve ne kadar uzun kalırsam o kadar tecrübe ederim o toprakları… Ve tecrübe ettiğim kadar yaşadığımı, tanıdığımı iddia edebilirim.

Boş, içinde sadece tesadüf ve merak adlı bir durum bir duygunun bulunduğu bir valizim vardı başlangıçta. Aracıma bakıp zamanla alıp alamayacağım şeyler var mı diye yoklamaya değer bir noktaydı. Haydi seyahat planlayalım hiç denmedi, denmez de ama zamanla ben anahtarlığımı devreye sokup kendi seyahatlerimden bahsetmeye başladım. Müziğim de açık, arka koltukta otururmuşçasına dahil ettim onu kendi yolculuklarıma. O bana kendi yolculuk deneyimlerini anlatarak benimkini zenginleştirmeye çalışıyordu ilk başlarda. Doğaçlama seyahatlere ortak oluyoruz diye düşünürken, aslında ben bisiklet misali tepede ya da aracın arkasında gidiyormuşum sonradan keşfettim. İşte o noktada, ilk aşamada seyahat planı bulandı. Müziğimi kesmedim ama sesini kıstım biraz, türünü değiştirdim; sözsüzden mesaj içeriklilere geçiş yaptım. Daha valiz aşamasındayım; sürekli bir ekle – çıkar durumu… Rahatsız edici… Bir seyahat görünüyor ama hangi coğrafyaya belli bile değil. Öyle gizemli, ilginç bir planlama dönemi. Neyse, valizin açık kalsın bir süre daha, araca da gidip gel bakalım zaman ne gösterecek dedim. Günlerden bir gün, aküsünün bittiğini; benimkinden onunkine geçiş yapıp yapamayacağımızı sordu. Doğal karşıladım, çalıştırmasına yardımcı oldum. Yardıma ihtiyacı olmuş, yolda kalmış elbette ki orada olacaktım. Ancak zamanla fark ettim ki, araçtaki arızalar hiç bitmedi ve tedarik için hep bana gelinir oldu. İşte bu nedenlerden ötürü hiç başlamayan bir yolculuğu bitirme kararı aldım; ilgim dediğim anahtarlığımı da alıp müziğim dediğim sesimi sonuna kadar kapattım.

Her günüm türlü topraklara keyifli mi keyifli seyahatlerle geçiyor benim, yeni keşifler de yapıyorum, eski bildiğim yerlerde dolaşmayı da seviyorum. Yaptığım her seyahatten de ayrı, kendine has bir tat alıyorum. Beni bir dünya vatandaşı yapan sadece gerçek anlamda seyahat etmeyi sevmem değil, insanlara ve insanlığa olan inancım ve sevgimdir. Ancak, gördüğüm kadar varım ben: samimiyet kadar samimiyet, sevgi kadar sevgi, güven kadar güven, dürüstlük kadar dürüstlük. İşte bunları göremediğim seyahatlerde yokum ben. İşte bu nedenlerden ötürü planlama aşamasında sessizce iptal ettim. Maalesef üzülerek gördüm ki, bazı insanlar sadece bencilce almak istiyorlar; hiç görmemişler vermenin daha mutlu edici bir şey olduğunu… Paylaştıkça çoğalmanın güzelliğini fark edememiş kayıp ruhlar… Öyle diyarlar da varmış keşfetmiş olduk beraberce. Kayıp, çorak, bereketsiz, fıkara, ıssız diyarlar… Uzaktan bir kez gördük yeter bence.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s