Neyiz ve Nereye Gidiyoruz Bir de Buradan Bakalım


Son birkaç haftadır kendi küçük hayatımda bireysel mücadaleler verebilmek, elimden gelenin en iyisini yapmak adına dünya meselelerinden elimi eteğimi çekmiş bir vaziyetteyim. Tam bir kör cehalet modu! Olan biteni kaçırdığım için üzüldüm mü diye soracak olursanız, hayır çünkü herkes ve her şey aynı saçmalıklar düzleminde çarpışmaya devam ediyor. Bunları bilmek beni sadece sinir ederdi, üzerimde yersiz bir yük oluştururdu. Kayıtsızlık ya da koyuvermişlik gibi algılanmasın söylediklerim veya duruşum… Karamsarlık veya kabullenişle de alakası yok. Çok ilginç bir kafa benimkisi… Kümüle bir insanlık zihniyetine bireysel bir başkaldırı aslında. Nasıl mı?

 

Dünyada olan bitenlere şöyle bir baktığımda bile çağ ve insanlık olarak krizde, depresyonda, hastalıklı adı her ne ise zırvalıklarla dolu bir dönemde yaşadığımızın farkına vardım. Her yerde kötülük, cahillik ve zorbalık kol geziyor. Bunun da en önemli nedeni ise sistemin para ve getirdiği güç üzerine kurgulanmış olmasıdır. Özgürlük, bireysel haklar, mutluluklar ancak paranızın satın alabildiği kadarıyla yaşanabilir halde.  Aç gözlülük ve doyumsuzlukla bizi mutlu eden bir çok şeyi materyal dünyaya bağladık; hırslar ve iç eziklikler geliştirdik, bunları aşabilmek katakulliler geliştirdik, ezdik, ötekileştirdik, dışladık, kayırdık, seçtik. Çıkar adı verilen bu oyunda kendi otorite alanımızı yaratmak ve genişletmek için kisvelere büründük; adına din dedik, ideoloji  adı altında maskeler taktık. Çaldık çırptık, besledik, ağzına bir iki lokma bal çalıp kandırıp kendimize bağladık. Bize yaranmayanla aynı masaya oturmadık; bizi soran sorgulayanı düşman belledik. Anlattıkça uzar gider, meselenin özünü biraz olsun kavrayabildiğinize inanıyorum.

 

Otuz yıllık bir yaşantım var, çok bir matah sayılmaz ama geriye dönüp baktığımda tüm yukarıda anlattığım şeyler günden güne şiddetini arttırıp iyice kaba kuvvete dayanır hale geldikçe medeniyet ve insanlığın, para ve kaba kuvvetle bir savaş içerisinde olduğuna iyice inanır oldum. İnsani, medeni değerlerin kaba kuvvet ve zorbalık karşısında kırılgan ve savunmasız kalışına her gün tanıklık ettim. Sistem maalesef sevgi, saygı ve maneviyat yerine para ve iktidar gibi bir temel üzerine oturtulduğu için biz hak ettiğimiz yaşamı sürüyoruz diye bakıyorum artık. Eski dönemlerde artan bollukla herkese materyal bir refah seviyesi olarak büyüme hırsı geldi ama bunu yaparken insanı insan yapan manevi bir çok değerden feragat ettik ve ödün verdik. İnsan olarak bir bütün olarak hissetmemize neden olan şeyin maneviyat olduğunu baya ıskaladık. Güven, dayanışma, samimiyet, paylaşmak, keyif almak, çoğalmak gibi besleyici her şeyi sevgi ve saygı temeline oturtmak yerine, elimizdeki ile yetinmek yerine, başkalarıyla kendimizi kıyaslayarak yarış haline girdik. Çocuklarımıza ayıracağımız sevgi ve maneviyat dolu vakitlerden, onlara satın alabilecekleri güvenli bir özgürlük alanı oluşturmak adına ödün verdik; böylelikle onlar kindar ve sevgisiz büyüdüler; hayatın esas amacını para ve iktidar alanı üzerine kurulu olduğunu zannetmeye başladılar. Bugün izlediğim bir video bu söylediklerime kanıt niteliğinde, okul çağında bir kız çocuğu muhtarlıktan başkanlığa uzanan bir kariyer yolu çizmiş ve idam cezası getirmek istiyor. Zamanla değerlerin içi yavaş yavaş boşaldığı için benden üst jenerasyonlar daha maneviyatçı iken, benden gençler daha materyalist ve sevgisiz. Kendi jenerasyonumu denge noktası olarak addetmek gibi bir derdim yok; sadece anneannelerinizin dönemine bir gidin, kendi çocukluğunuzla kıyaslayın, bir de şimdiki gençlere bakın belki demek istediğimi biraz olsun anlatabiliyor olurum.

 

Sistem para ve iktidarlık alanı yaratma üzerine kurulu olduğu için, ekonomide yaşanan her tıkanmanın, buhranın, zorluğun bizleri yıpratarak manevi değerler sistemini çökerttiğine, tolerans eşiğini düşürdüğüne ve bu yüzden de zorbalık, tek tipleştirme, totaliter eğilimleri reaksiyon olarak, safi cehalet ve çaresizlikten getirdiğine inanıyorum. Bunun en önemli nedeni ise bildiğiniz gibi kaynaklar sınırlı ama herkes bir o kadar aç gözlü. Çeşitlilikle, farklılıkla başa çıkmaya veya hakkını vermeye kalksa kendi pastasının payı küçülecek. Neden elindeki ile yetinsin ki, sınıf atlayacak, özgürlüğünü satın almaya ihtiyacı var bu yüzden ezdikçe eziyor, kaba kuvvete ve şiddete başvuruyor.

 

Bugün Amerika’da da insanlık mücadelesi var, Türkiye’de de var, Avrupa’da da var, Afrika’da da var, Orta doğuya girmiyorum bile… Farklı farklı boyutlarda, gelişmişlik ve refah seviyesinin derecesine göre insanlık anlayışı bir mücadele içinde. Hep vardı hep olacak, değişen sadece şekil aslında çünkü tarihten bugüne, insanlık olarak bireysel dünyalarımızda elimizdekinden bir mutluluk yaratmayı beceremediğimiz için var. Hep daha fazlası dediğimiz için var. Olduğu gibi kabul edip, elimizden gelenin en iyisini yapmaya emek ve vakit harcamak işimize gelmediği için var. İnsanı insana düşman biz ettik çünkü çuvaldızı kendimize batırmayı hep reddettik. Tarihe bakıp daha iyiye getirmeye çalıştık ancak uygulamada hep para ve iktidar alanına koşullandık çünkü özgürlüğümüz ve irademiz bunlara bağlı ortamlarda doğduk ve büyüdük. Akışına bırakmıyoruz hiçbir şeyi, sabırsız ve tezcanlı bir şekilde kısa yollar uydurmaya çalışıyoruz. Yukarıda bahsettiğim her şeyi yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Öyle bir hale geldik ki, hangi kurala itaat edilmesi, hangisi için mücadele edilmesi gerektiği ayrımına varamıyoruz çünkü bizi biz yapan süreçlerde yarım yamalak, erdem, irfan ve medeniyetten yoksun, bencil, kör, materyalist, acınası zavallı mahlukatlar haline geldik.

 

Şimdi bir değişiklik yapın ve şu söyleyeceklerimi okuduktan sonra kafanızda nasıl bir imge belirdiğini düşünün: para, güç ve iktidar. Kendinize itiraf edin, bir erkek figürü görüyorsunuz değil mi? Sorunun temeli bu aslında: ATAERKİLLİK. Bunun için uzun uzadıya referans vermeye gerek duymuyorum. Büyük düşünürlerin, sistemi, insanlığı bugüne getiren tüm unutulmaz ve erdemli kabul edilen insanların cinsiyetine baktığımda büyük bir çoğunlukla bir erkek görüyorum. Gerek iyilik, gerek kötülük ama eninde sonunda insanlığın ulaştığı bugünkü acınası noktanın tamamen kadın kutsal görülüp, toplumdaki yerinin sınırlandırılmasından kaynaklandığına inanıyorum.  Bunun en önemli nedeni, böylesine bir kümüle sistemde duyguya yer olmamasıdır. Kadının duygusallığının dokunuşları yok bu sistemde. Daha yumuşak, narin ama maneviyat dolu, bütünlük yaratan kurallar eksik. Hayvanların içgüdüsel yaşamlarına bakıp, doğa kanunu bu yapacak bir şey yok diye düşünebilirsiniz. Ama iyi izleyin o belgeselleri, seçen, dediği olan karar mercii hep dişidir. Erkek kendi dünyasında mücadeleler verirken noktayı dişi koyar. Kaldı ki bizlerin düşünebilen hayvanlar olduğunu kabul edersek, kendimizi ehlileştirebilmek ve iç huzuru yakalayabilmek için hep bir kadın dokunuşuna muhtacızdır. Bu bir annedir, bu bir eştir vs. Duygusallık, yumuşaklığın kötü addedildiği bir sistemde yaşadığımızı pekala biliyoruz. Kaybeden oluyoruz bu yönlerimizle barıştığımız ve yaşadığımızda, düşünün neden? Ancak kadının da  erkek kadar hatalı olduğunu düşünüyorum. Kadın erkeğe değerlerini ve maneviyatını aktarabilme kabiliyetinden zamanla feragat etmişken, erkek de kadının söylediklerine kulak vermeyi reddetmiştir.

 

Bir suçlu aramıyorum çünkü yok, olması gerekeni yaşamamız gerekeni yaşıyoruz hepimiz. Mücadeleyi bırakmıyorum ancak herkesi durup düşünmeye davet ediyorum. İçinde mutlu mesut, sevgi dolu maneviyat dolu vakit geçiremedikten sonra bir ev almışsın neye yarar? Sözünü geçirip, kaba kuvvet kullanıp istediğini elde ederken geçici bir mutluluk yaşamışsın ama sonra ne var? Neresidir senin doyma noktan? Elbet bir gün hepimiz toprak olacağız, bu güzelim hayata gözlerimizi yumacağız. Yanında ne araban, ne mülklerin ne de o çok bildiğini iddia ettiğin hayat doğruların olacak. Hiçbirimiz bilmiyoruz ne olacağını ama bunların olmayacağı kesin. Her şey fani bu hayatta, önemli olan şey maneviyat ve sevgi esaslı, saygı ve güvenle destekli, azla da olsa yetinebilen mutlu bir ömür geçirmek, öyle bir yarın bırakmak. Mutluluk ve huzur içimizde aslında; ona ulaşmak için materyal dünyaya saldırmanın hiç ama hiçbir alemi yok. Artık kendimizi eleştirel bir gözle sorgulamanın, haklı çıkarmadan olabildiğince objektif ve adil bir biçimde değerlendirmenin zamanı geldi bence. Para, iktidar, güç yerine eşitlikçi, kapsayıcı, maneviyatı kuvvetli, paylaşımcı, azla yetinebilen amaçlar ve hedefler edinmenin vaktidir. Hiçbirimiz kazık çakmayacağız bu dünyaya, elimizden geldiğince zarar vermeden sevgi ve saygı esaslı temellere oturmak durumundayız. Kimse kimseden daha üstün değil, kimse kimseden daha güçlü değil, kimse kimseden de daha haklı  ya da haksız değil. Ötekileştirdiğimiz her ne ise, kendi içinde bir tutarlılığı olabilir, kendini haklı çıkarabilir ama eğer gerek psikolojik, gerekse fiziksel şiddete başvuruyorsa haklı hiçbir yanı yoktur. Eğri oturup doğru düşünüp, üzerimizdeki materyal baskıları en aza indirmek ve maneviyata ağırlık vermeye davet ediyorum herkesi. En basit ve sade tabaka olarak bizler zihniyetlerimizi tüketimden ve sonu gelmeyen aç gözlülükten kurtarabilirsek; tüm farklılıklara rağmen olduğu gibi kabul edip saygı duymayı başarabilirsek; üzerine sevgi, güven ve dayanışma, eşitlikçilik gibi değerler katabilirsek doyuma ulaşırız. Pastayı pasta yapan ne zaman boyutu oldu merak ediyorum; pastayı pasta yapan hep tadıdır aslında.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s