GEÇEN BİR YILIN ARDINDAN…


Baştan uyarmadı demeyin, bu standart ya da alışılageldik bir Yeliz yazısı olmayacak…

Gerçekten nasıl anlatsam bilemiyorum. Blog yazmaya başlayalı bu ay tam bir yıl oldu; şu anki platforma taşınalı ise on bir ay… Ne durumdayım diye soracak olursanız, blog yazma konusundaki o ilk günlerdeki heyecanım, iştahım, merakım kısacası her şey, son zamanlarda pek yansıtamasam da aslına bakarsanız yerli yerinde çünkü “yazmak”, “yazarak kendini ifade etmek” benim bireysel hayatımın vazgeçilmez bir parçası. Sadece “dış dünya ile buluşturma” kıramadığım bir kabuğumdu. İlk adımı atınca gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Ne var ki, yaşam ya da hayat görmeyi bilebilenlere aslında öyle mucizevi ve şaşırtıcı sürprizlerle dolu ki, bir yılımı kendi penceremden olabildiğince göstermeye çalışarak,  tamamen spontane bir on sekiz yazılık dizi oluşturmayı başardım. Şu an nasıl oldu gerçekten bilmiyorum, başladığım noktadan uzakta olmamama rağmen fark ettim ki yöntemsel olarak bir yıl boyunca kendi penceremin günden güne bir “Kaygısızlık ekseni”ne oturmuş. Ne demek istiyorsun, anlaşılır konuş dersen, “yazmak” ve “yazarak kendini ifade etmek” benim için hala vazgeçilmez bir parça olsa da hayata dair gözlemlerim ve yorumlarım, ana sayfada yer alan iyileştirme çabalarım teması, aslında bir “BEN”, “BENİM DOĞRULARIM” veya “KABUL GÖRME İHTİYACI” gibi EGOSAL KAYGILAR taşıyormuş… Yazdıkça arındım, paylaştıkça çoğaldım ama sonunda öyle bir rahatladım ki bu yönteme gerek kalmadı sanki; bilemiyorum cidden bu güzelliği nasıl tarif edeceğimi… Bu satırları yazarken bile mutlulukla dolup taştığımı itiraf etmeliyim çünkü “çok şükür” diyebiliyorum.

 

Ve geçen bir yılın ardından, beni blog yazmaya iten hayalimin neresinde duruyorum gibi bir soruyla baktığımda bugün tek görebildiğim aşağıdaki satırlardır (Türkçe çevirisi aşağısında yer alıyor):

 

In the end, she became

More than what she expected.

She became the journey,

And like all journeys,

She did not end, she just

Simply changed directions

And kept going.

 

R.M. Drake

 

Sonunda,

O beklediğinden daha fazlasına dönüştü.

O, yolculuk oldu,

Ve tüm yolculuklar gibi,

O durmadı,

O sadece yönlerini değiştirdi

Ve gitmeye devam etti.

 

Bilmenizi isterim ki, bu satırları okuyan sizlerin desteği olmasaydı hayalime yaklaşıyor hissetmeyecektim kendimi… Can-ı gönülden teşekkür ederim. Bir yıllık spontane blog yazıları serüvenimde sürprizlerle dolu kazanımlarım oldu.

Veda eder gibi konuştuğuma bakmayın, Drake’ten alıntıladığım kesitle aslında söylemek istediğim, en başından beri demeye çalıştığım şey, ben ilk günkü benim ama bir bakıma da değilim. Bu blogta kurduğum konseptin içini doldurabilecek zihinsel pencereye artık sahip değilim ve olmadığım için de mutluyum.

İlginç bir şey itiraf edeyim mi, şu an okuduğunuz yazının parçası olması için “DEĞİŞİM” ile ilgili anlamlı bir özlü söz arayışına girdim belki kullanırım diye. Gezip tozduğum onca sözün içinde “işte bu” dedim. Sonra Türkçe’ye çevirirken, “journey” kelimesine en uygun kelimeyi aradım; yolculuk deyince sözlük, yüzümü kocaman, şapşal bir gülümseme aldı. Düşünün neden?

Ben blog yazmaya başladığımda, ilk yazılarıma bakarsanız hayatım benim aracımdı. Dikiz aynaları vs. her şeyi vardı… Mola verecek olsam da anahtarımı evde falan bırakıyordum. Son yazımda ise (bundan önceki yazım) Metrobüs yolcusu oldum. Bugün ise yolculuk oldum. Güzellik ise bunların her birinin gayrı ihtiyari, tamamen doğal ve kendiliğinden gelişmesi. Zannetmiyorum, ben oldum, artık bittim de demiyorum aslında sadece hayat görmeyi bilebilenlere aslında mucizevi ve şaşırtıcı sürprizlerle gerçekten dolu sanırım. Bu yöntem kendini bu şekilde imha etti işte 🙂

Kafamda yeni tilkiler dolanıyor sizlerle burada buluşmak için; veda değil o yüzden… Sadece zaman efendi beni ne zaman hazır ve nazır bu platforma taşıyacak henüz o kadar kestiremiyorum. Biraz zamana ihtiyacım var. Stratejik bir insan olmak için değil ama yeni bir konsept başlangıcı için 😉

Son bir dipnot düşeyim; konsept değiştirip gelmeyi planlıyorum diye açıkçası bu blogu olduğu gibi temizleme işlemine girmeyi düşünmüyorum. Sanal gerçeklik, benim gerçekliğimin bir parçası ama %100’ü değil. Anlaşılır olma gibi bir kaygı artık zaten gütmüyorum dolayısıyla sanal kişiliğimi o ne dedi, bu ne düşündü diye yorucu bir temizlik işlemine girmeyi hayatımın hiçbir noktasında doğru bulmadım. Biz neysek O’yuz, birbirimizi de istediğimiz kadar anlayabiliyoruz. Çoğu zaman, zannederek de bir yere vardığımızı sanıyoruz halbuki hiçbirimiz diğerimiz hakkında aslında bilmiyor sosyal medyada gördükleriyle, fikir edinip yargıya varıyor kendi kanısınca… Yazılarım burada beni ben yapan bir arşiv niteliğinde kalacak, burası kesin. Herkes düşündüğünü düşünmekte özgür sonuçta.

 

Bir dahaki buluşmaya kadar, Sevgi’yle Kalın.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s