Kelimelerin Sihirli Gücü


Başını hafif yana eğmiş, yavaş adımlarla sağa ilerleyerek, gözleriyle raflarda duran ciltleri tarıyordu.  Bir çağrı bekler gibiydi. Alain de Botton’a ilişti gözü; “Mutluluğun Mimarisi” isimli kitabına olduğu yerden bir süre baktı. Ardından aynı yazarın “Aşk Dersleri” kitabını fark etti. Durdu, öylece, kitap isimlerine dalıp durdu. Hiçbir kitap almadan kitapçıdan ayrıldı.

Kitapçıdan ayrılmış yürürken, birden telefon çaldı, arayan Evren’di.

“Ne yaptın bakalım sevgilim?”

“Hiç, kitapçıdan çıktım şimdi. Eve doğru yürüyorum.”

“Akşama sinemaya iki bilet aldım. Öncesinde yemek yeriz diye düşündüm.”

“Son üç aydır, her hafta sonu aynı planı yaptığımızın farkında mısın?”

“Neyse, şimdi kapatmam lazım. Akşama görüşürüz.”

Saatler akşamüstünü gösterip, Evren’den Buse’ye akşam gidecekleri restoranla ilgili mesaj gelene kadar her şey son derece normaldi. Evren, Buse’ye gidecekleri yeri atmış ve ayrıca “Süslen püslen de gel.” Yazmıştı. Buse, restoranı araştırdı ve yere uygun şık bir şeyler giydi, makyajını yaptı ve restorana gitti.

Kapıdan içeri adımını attığında şık bir garson kendisini “hoş geldiniz Buse Hanım, Evren Bey de sizi bekliyordu.” Diyerek karşıladı ve masaya kadar kendisine eşlik etmek üzere yola koyuldu. Dar, loş, ince ve uzun şamdanlarla aydınlatılmış bir yolda yürürlerken, Buse yere itina ile serpiştirilmiş, hafif solmuş, bordro, kırmızı ve beyaz gül yaprakları olduğunu fark etti.

Aynı konseptte hazırlanmış odada Evren, masanın yanında durmuş, sırtı kapıya dönük, akşamın karanlığını izliyordu. Alacakaranlığın içerisindeki irili ufaklı ışık huzmelerinin yarattığı görüntüyü izlerken, dudakları kıpırdıyordu; sanki bir şeyleri prova eder gibiydi. Ayak seslerini duyunca birden döndü ve Buse ile yüz yüze geldi.

“Neler oluyor Evren? Bir kutlama mı yapıyoruz?”

“Seninle paylaşmak istediğim şeyler var ama önce oturalım, yemeğimizi yerken anlatırım.”

Önceden kararlaştırılmış yemeği beklerlerken masada bir sessizlik hakimdi. Şaraplarını yudumlarken Buse, Evren’e bakıyor ama Evren dışarıyı izliyordu. Tam Buse bir şey söylemeye yeltenirken Evren ona döndü ve sordu:

“Biz ne zamandır beraberiz?”

“Bir yıldır beraberiz. Neden sordun?”

“Buse, senin hayatıma girişinle her şey baya bir düzene girdi. Böyle geriye dönüp bir bakıyorum da hayatım boyunca aradığım dinginlik, huzur ve mutluluğu sende bulduğumu fark ettim. Aslında sana sormak istediğim şeyi sormam için tatlıyı beklemem gerekiyordu ancak çok heyecanlıyım. Benimle evlenir misin?” dedi ve cebinden siyah bir mücevher kutusu çıkarıp kapağını açtı.

Odayı bir anda bıçak gibi bir sessizlik kapladı. Buse’nin gözlerinden ince ince yaşlar süzülüyordu. Dudakları bir açılıp bir kapanıyordu. Bir şeyler söylemek ister gibi bir hali vardı. Sonunda, ellerinin tersiyle gözlerindeki yaşları sildi.

“Yanıtımı vermeden önce sana sormak istediğim bir şey var.” Dedi.

“Benden önce neden mutsuz olduğunu düşünüyorsun?”

“Anlatmıştım, biliyorsun aslında diye düşünüyorum. Senden önce çok gezdim, bir sürü şey keşfettim, maceralara atıldım, belki de tam anlamıyla yaşadım ama sen hayatıma girdiğinden beri, her şey bana yetiyor. Daha fazlasına ihtiyacım yok çünkü seni seviyorum.”

“Evren, ben de seni seviyorum. Fakat biz ne yaşadık?”

“Neler yaşamadık ki! Birbirimizin hep yanındaydık, dinledik, paylaştık ve destek olduk. Daha ne olsun!”

“Beraber ne yaşadık?” dedi ve hızlı bir hareketle kalkarak Evren’i masada bıraktı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s