ENAYİ TÜKETİCİ


Son zamanlarda takip ettiğim, kayıtlarında bulunduğum ve hatta takip etmediğim ama bir şekilde kayıtlarında bulunduğum mağazalardan ilginç SMS’ler almaya başladım. Takiplerinden çıkmak ilk işim olurken, yaşanmışlığın getirdiği bir his midir bilinmez ama gelen SMS’lerin içeriklerinden ötürü kendimi “enayi tüketici” gibi iyice hisseder oldum. Evet sevgili arkadaşlar, bugünün merak konusu şudur: “Her dakika yapılabilen indirimler size de kendinizi benim gibi enayi hissettiriyor mu?”

Hatırlıyorum, ben çocukken ve hatta yetişkinken bile ev ve tekstil ürünleri olsun, giyim ürünleri olsun, aksesuar ürünleri ve benzeri olsun hepsinin satışları sezonluk ya da daha doğrusu periyodik düzenlemelere tabii tutulurdu. Tüketici bakış açısından bu ne demek oluyor? Mesela, kışın başında 100 TL’lik bir ürünü (Aralık’ta piyasaya sürülmüş olsun) ancak Şubat sonu veya Mart başında belirli bir oranda indirimli fiyata alabiliyordunuz. Belki de kreasyon olarak ürün piyasaya çıkarma sıklığı görece daha azdı ama bütün kışı aynı ürünlerle geçirmediklerine eminim. En azından benim yaşadığım dönemlerde bu durum olmadı.

Şu anda ise durum ise hayli karmaşık. Sezonlar birbirine geçmiş durumda, ürünlerin raf ömrü takip edilemiyor ve sezon diye adlandırdığımız dönemlerde bile bir sürü uyduruk indirim mevcut. Bugün önce sezon ürünü diye 100 TL’ye aldığınız ürünü yarın mağazada veya online mağazada yüzde bilmem kaç bir indirimle görmeyeceğinizin hiçbir garantisi yok. Sezon başı merhaba indirimleri, sezon ortası bilmem ne indirimleri, sezon sonu indirimleri derken tüm sezonu şişirilmiş fiyatlarla geçirdiğimizin farkında mısınız? Yeni bir kreasyon geldikçe, ki bu ayda bir oluyor olabilir, bir önceki ayın ürünleri otomatik olarak indirime giriyor. Sezonun esas sonu geldiğinde bu indirim oranı %70 civarını bularak kapanışı yapıyor.

Özellikle giyim sektöründe yaşanan bu durum bana kendimi “enayi tüketici” gibi hissettiriyor. Bir iki aydır piyasada olan bir ürün ne kadar çabuk eskiyebilir? O kadar mı kalitesiz ürün yapıyorsunuz? Kendi ürünlerinize kalitesel anlamda o kadar mı değer biçemiyorsunuz? Biçemiyorsanız neden piyasa sürdüğünüzde 100 TL’den piyasaya sürüp, üç ay sonra 30 TL’den veriyorsunuz? Ne kadar kaz yolsak o kadar iyidir bakış açısı mıdır bu? Gibi bir sürü soru uyandırıyor, istemsizce düşünmeye sevk ediyor.

Her yazımda olduğu gibi kabaca bir durum analizi yapacak olursak, en azından kendi bakış açımdan görebildiğim kadarıyla, benim bugün kendimi yukarıda açıkladığım senaryo bağlamında “enayi tüketici” hissetmemin altta yatan sebepleri, yasa düzenleyicilerin sözelci, giyim kuşam sanayiinin sayısalcı ama Türkiye’de olduğumuz için bilimsel altyapıdan uzak yaklaşımlar sergilememiz gibi gelmektedir. Bu cümlede ne demek istedim? Açıkçası, bilimsel altyapıdan uzak yaklaşımlar sergilememiz, hem tüketiciye benim burada basitçe ifade ettiğim gibi farklı şekillerde, farklı sosyo-ekonomik statüdeki birçok insana zarar vermektedir. Geçmişte insanlar indirim sezonlarına göre bütçe denkleştirmesi yapabiliyordu; gelecek seneye yatırım yapabiliyordu. Şu anki statükoda ne zaman ve nasıl bir takip yapabileceklerini bilmiyorlar. Bu durum, yasal düzenlemelerin görece daha sözelciler, kanun koyucular tarafından yapılmasından kaynaklanmaktadır. Diğer yandan, üretici tarafı da elindeki sayısalcı istihdamı ya yeterince iyi ve doğru kullanamıyor; ya da bu istihdam bilimsel altyapısını doğru değerlendirerek isabetli üretim ve satış fiyatı belirleyebilmekten yoksun. Kumaş ve giysi üretimi özellikle, parça sayısı arttıkça maliyeti düşen bir yapıya sahip olduğu için, kar marjı genellikle yüksektir. Ama bu mühendislik harikaları yatırımı toplu alımlarla düşük tutup, fabrikasyona gazı verip, satış fiyatlarını şişirerek piyasasının ihtiyacından çok ama çok daha fazlasını üreterek, insana ve çevreye son derece duyarsız, zararlı, aç gözlü ve çıkarcı yaklaşımlar sergilemektedirler.

Dünya’nın gidişatını ben değiştiremem, sizlerden bana katılmanızı da isteyemem ama eğri oturup doğru düşünecek olursak, bu Dünya ve bize sunduğu nimetleri neden bu kadar aç gözlü ve hoyratça kullandığımızı sorgulamadan geçemiyorum. Kaldı ki, sistem denen hayat örgüsünü bizler kendi konforumuz için kurduk; neden kuralları bu kadar adaletsiz ve acımasız hale getiriyoruz hala anlayabilmiş değilim. Hal ve vaziyet bu olunca, genel geçer markalara ve giyim zevkime yönelik alışkanlıklarımı ciddi ciddi sorgulamaya başladığımı itiraf etmeliyim. Küçük, bilinmeyen, lokal işletmeleri destekleyebilmek fikri çok daha cazip gelmeye başladı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s