Adım


Oda kapısının eşiğinden, gün ışığının aydınlattığı ve eşyadan arınmış duran odaya bir göz attı. Sol elindeki bastonundan ve diğer eliyle beyaz şarap rengi duvardan güç alarak, ağır aksak, odanın içine doğru ilerlemeye başladı. Bir süre sonra eli, duvarda asılı duran büyük çerçeveye çarptı. Parmaklarına bakıp bir iç geçirdi ve parmak uçlarında sallanan toz birikintisinden güçlü bir üfleme ile kurtuldu. Durduğu yerden, dakikalar önce destek aldığı duvara ve çerçeveye bir bakış attı; ardından bir şeyler mırıldandı ve baktığı yöne sırtını döndü.

Kafasını çevirir çevirmez karşısında beliren silüeti görünce, yüksek sesle haykırdı: “Neden ben?” Silüet ise bitkin görünüyordu. Sırtı eğik, omuzları düşmüş öylece karşısındaydı. Aysu, bastonunu kavrayıp duruşunu dikleştirdi ve “yapamam” dedi. Oymalı ve işlemeli bastonu avucunda biraz daha sıktı. Belirli belirsiz bir kıpırdandı ve ekledi: “denesem daha iyi ama…” Kararlı bir tonda “yapamam işte!” Başını hızlıca çevirerek gözlerini silüetten kaçırdı.

Boş ve aydınlık odada ritmik bir ses, cılızca yankılanıyordu: “çıt, çıt, çıt, çıt, çıt”. Aysu, durduğu yerde parmaklarını sırasıyla oynatıyordu. Bir süre bu ritmik sesle oyalanır gibi bir hali vardı. Başı önünde, gözleri kapalıydı.

Dakikaların ilerlemesiyle güneş odayı daha da aydınlattı. Duvarda asılı duran, tozlu çerçeveye çarpan gün ışığı, deniz kenarında kumdan kale yapan bir adam ve bir erkek çocuğu açığa çıkarıyordu. Ritmik ses birden kesildi. Aysu, yavaşça başını kaldırırken gözlerinden ince yaşlar süzülüyordu. Karşısında duran aynaya dönerek “denemek zorundayım” dedi ve sıkıca kavradığı baston avucunun arasından kayarak yere düştü.

Aynanın karşısında, baston gibi dimdik ve kıpırtısız duruyordu. Aysu, kaşları çatık bir halde, gözleriyle yansımasını tarıyordu ama odağı hep gövdesindeydi. Bir süre sonra, bakışları ayaklarına kaydı. Dudakları oynadı ama ne dediği duyulmadı. Derken sağ ayağı, sökülen bir çivi misali, olduğu yerden yavaşça kalktı ve aynaya doğru bir hamle yaptı.

Sol ayağı diğerinin yanına geldiğinde, Aysu bakışlarını yüz hizasına getirdi. Derin bir nefes aldı. Durduğu yerden, yüzünü gün ışığının geldiği yöne çevirdi ve gözlerini kapandı. Dudaklarında bir tebessüm vardı. Bir süre o halde öylece durdurduktan sonra yavaş ve dengeli adımlarla camın yanına gitti. Pencereyi araladı ve yaslandı.

Yeşilliklerin arasında kuş cıvıltılarına karışan çocuk sesleri işitiliyordu.

“Atan alır bir kere!”

“Böyle kural mı olurmuş? Haydi oradan!”

“Oğlum, eve gelin yemek hazır!”

Aysu, sert bir hamle ile pencereyi kapadı. Duvardaki çerçeveye doğru yürüdü. Koluyla, resmin üzerindeki tozlardan kurtuldu. Adam ve çocuğun olduğu resme baktı ve “Neden?” diye haykırdı. Eliyle çerçeveyi okşadı ve bastonu olduğu gibi yerde bırakıp, ağır adımlarla odayı terk etti.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s