Sevgiye Giden Yolda İletişim Sorunsalı – 4


Bugün bir istisna yapıp, sevgiye giden yolda yaşadığımız iletişim sorunsallarından bir tanesine kişisel hayatımdan anektodlar vererek ifade etmeye çalışacağım. Böylesine yöntemsel bir istisna yapmamın sebebi ise birtakım şeylerin temeline inerek, “sevdiklerimle” yaşadığım yılların çatışmasını en azından kendi içimde bir uzlaşmaya çevirmiş olmanın verdiği mutluluğu bir nebze olsun sizlerle paylaşmaktır.

Kurbanı oynayarak veya mağdur edebiyatı artık yapmayarak söylemek gerekirse, yıllardır, neredeyse hafızamda yer eden çocukluk anılarım da dahil olmak üzere, benim hakkımda hiç değişmeyen bir yorum: “Dik kafalılık” oldu. Sesli dile getirebilenlerin söyledikleri üç aşağı beş yukarı şöyle cümlelerdi: “Yeliz bu, sen bir şey dersin ve kafasının dikine gider.” “Fazla dik kafalısın, hep kendi bildiğini okuyorsun, biraz söylediklerime kulak ver.” Bu ve türevleri cümlelerde sevgiyi arama, görebilme, karşımdakini anlayışla karşılama vb. özverileri kimi zaman gösterebildim, kimi zaman gösteremedim.

Bahsettiğim bu “Dik kafalı” olma ile itham edilme mevzusu o kadar yerleşmiş bir olgu oldu ki, ben bunu zamanla içselleştirdiğimi ve karakterimin bir parçası haline getirdiğimi fark ettim. Çok küçük yaşlarda duymaya başlayınca içselleştirmesi çok daha kendiliğinden ve doğaçlama oluyormuş, inanamazsınız. “Neden ben dik kafalı olmakla itham ediliyorum?” “Ben gerçekten dik kafalı mıyım?” diye soracak cesareti toplamanız baya vakit alıyormuş.

Bu yazıyı okuyan değerli sevdiklerim, başta sizlerle olmak üzere herkesle eğri oturup doğru konuşmanın vakti geldi. Kendime baktığımda, iç dünyama baktığımda ve bu “dik kafalılık” hadisesinin çıktığı durumlara hafızamı patlatırcasına baktığımda, öncelikle merkezindeki tek öznenin “Yeliz” olduğunu keşfettim. İkincisi, konunun ise envai çeşit şekilde “Yeliz’in hayatı ve mutluluğu” olduğunu fark ettim. Üçüncüsü, görüş veya öneri olarak sunulan “ilgi”nin üslubunun tamamen çirkin, itaat etmemi bekleyen, buyurgan ve doktriner olduğunu çarpıcı bir biçimde gördüm.

Suçlayıcı gibi görünse de, tüm bu farkındalık bir anda vahi gibi vukuu bulmadı elbette, uzun bir araştırmanın ve birikimin sonunda anlam kazandı. Sevgiye giden yolda yaşanan en büyük iletişim sorunsalı nedir? Diye sorduğumda artık Türk toplumu olarak o çok ağzımıza doladığımız, mucu mucu diye mıç mıç yapmacıkla ortaya koyduğumuz ilgimtrak davranışların GERÇEK ve OLGUN SEVGİ ile uzaktan yakından alakası olmadığıdır. Evet, biz toplumca ve milletçe gerçek anlamda SEVMEK nedir bilmiyoruz. Kendimize göre basmakalıp öğretilerimizle kırgınlıklar, çatışmalar biriktirip, uzlaşmaya çalışıp debeleniyoruz ve SEVGİ anlamında kalitesiz ötesi yaşamlar sürerek bu hayata belki de veda ediyoruz.

Her şeyden önce yapılan önemli hata, hem hayatın kendisini hem de SEVME’nin kendisini bir SANAT olarak ele almamaktır. Bilirsiniz, bugün sanat diye adlandırılmış alanlarda nam ve ün salmış insanları takdir ederken hep ne kadar ADANMIŞ hayatları olduğundan bahsederiz. Bizler, kendimize ve diğer sevdiklerimize NASIL ve NE KADAR bir adanmışla yaklaşıyoruz? HANGİ TEMELLER üzerinde ADANMIŞLIĞIMIZ ortaya koyabiliyoruz?

Ünlü psikolog ve yazar Erich Fromm’un “Sevme Sanatı” isimli kitabı az önce benim yönelttiğim soruları çok güzel ve anlaşılır bir dille tartışarak ortaya koyuyor. Eric Fromm’un ifadesine göre Olgun Sevgi ve onu yaşayabilmek, EYLEME DAYALI dört davranışı gerektirir. Bunlar, İLGİ, SORUMLULUK, SAYGI ve BİLGİ’dir. Uzun uzadıya size kitabın özetini çıkarmak niyetinde değilim çünkü bunu yaparsam, perspektifim ve yorumumla sizi yönlendirmiş olacağım. Ama yine de bana göre yanlışın, sevgi kavramının iletişime dökülmesinde sevgi kuramının yeterince iyi anlaşılamadığından kaynaklanması olarak yorumlanabileceğini anlamanızı isterim. Çünkü çoğu göz görüyor ama bakmıyor.

Somut bir örnekle anlatmama izin verin. Geçen gün, bana bugüne kadar değer verdiğine inandığım bir arkadaşım tarafından yine dik kafalı olmakla itham edildim. Olay şöyle, oturduğumuz yerde, durduk yere bana “Yeliz, saçlarına fön çektir de gel, gözümüz gönlümüz açılsın.” Dedi.  “İçimden geldiği zaman çektiririm.” dedim konuyu kapadım. “Saçların düz çok güzel görünüyor, alt tarafı bir kuaföre gidip fön çektireceksin; neden büyütüyorsun?” dedi. Ben de dedim ki, “çünkü sana güzel görüneceğim diye fön çektirmek istemiyorum. Şu an bencilce davrandığının farkında mısın? Sırf senin gözüne güzel görünmeliyim diye kuaföre gitmemi istiyorsun benden.” Dedim. Arkadaşım, “ben sana değer veriyorum, güzel görünmeni istiyorum, amma dik kafalısın.” Dedi. Uzatma gereği duymadım.

Haydi biraz benim, Erich Fromm’la harmanlanmış perspektifimden olayı ele almayı deneyelim. Sevgili arkadaşım öncelikle, bana gerçekten OLGUN SEVGİ ile yaklaşabiliyor olsa, benimle İLGİLİ olurdu. Nasıl mı? Sırf saçlarımı dalgalı, kıvırcık kullanmayı daha çok sevdiğim için perma yaptırdığımı göz ardı etmezdi. Diyelim ki, bir değişikliğe ihtiyacım olduğuna inanıyor, o zaman “fön çektir de gel” demek yerine “kuaföre gidelim” diye öneri sunup SORUMLULUK hissettiğini ortaya koyabilirdi. Bana gerçekten SAYGI duysa, kendi isteğime ve keyfime göre hareket etme cevabıma anlayışla yaklaşırdı. Bana OLGUN SEVGİ’yle gerçekten yaklaşabilseydi, perma BİLGİsi hafızasında zaten baştan yer eder ve böyle bir konuşma hiç dönmezdi.

Dolayısıyla, kendiyle ilgilenmeyi, kendi sorumluluğunu üstlenmeyi, kendine saygı duymayı ve kendini bilmeyi yani KENDİNİ SEVMEK eylemini bir savunma mekanizması haline çevirmek zorunda kalmak dik kafalılıksa, dik kafalıyım arkadaş! Bu dört unsuru göremediğim her türlü söylem ve davranışa karşı da direneceğim.

Ve Eric Fromm’un Olgun Sevgi olarak ele aldığı temellere oturamadığımız sürece bu iletişim sorunsalı her alanda vukuu bulmaya devam edeceğine inanıyorum. Benim kendi küçük hayatımda karşılaştığım, önemsiz bir davranışa karşı duruşum bu ama kim bilir insanlar neler yaşıyor diye düşünmeden edemiyorum. Bu yüzden öncelikle KENDİMİZİ SEVMEYE bahsettiğim temellerde yaklaşmalıyız ve bu uğurda dik kafalı olmaktan çekinmemeliyiz diye de inanıyorum.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s