Tatil


Kapı çaldığında valizimi hazırlıyordum. Çalmasından korkuyordum zira telefonu sessize aldığımdan beri bunun olabileceğini az çok kestiriyordum. Kapıyı açtığımda:

“Neden telefonlarıma cevap vermiyorsun? Ödüm patladı!” diyerek Asu içeri bir hışım girdi ve odanın ortasına serilmiş plaj kıyafetleriyle valizi gördü. “Merak etmiyorum artık, görüyorum ki tatil hazırlığı var, umurumda değilsin!” dedi sert bir biçimde.

Kapının köşesine yaslanmış, onu inceliyordum. Sessiz kalmak daha hayırlı olacağa benziyordu, ben de sustum. Asu konuşmaya devam etti:

“Açık ve net olmamı istiyorsun. Oluyorum ama söylediklerime kulak verip, sağduyuyla yaklaşmak yerine hep kendi bildiğini okuyorsun. Sorumluluktan kaçarken ihmalkarlığın sorumluluğunu üstlenmek zorunda olduğunu görmüyor musun? Bunlar da sadece benim sözüme gelmemek adına yaptığın birtakım şeyler… Söylesene, sen beni şu kadarcık sevip, değer veriyor musun?” Tırnağının ucunu burnuma kadar uzatmıştı.

Konuşmam gerekiyordu sanki, susmaya devam etsem dolup dolup taşacaktı. Ben de içimden geldiği gibi söyleyeceklerimi söyledim: “Bak canımın içi, elbette ki seni seviyorum ve sana değer veriyorum. Sana danışmadan bizim çocuklarla tatil planı yapıp gitmeme kızmış olmanı da anlıyorum. Bu rotanın ve tatilin gençliğimizden beri hayalini kuruyorduk ve artık erteleyemeyeceğimiz bir noktaya geldiğimize karar verdik. Seninle bir alakası yok. Hepsi bu!”

Asu’nun yüzü, gözlerimin önünde aldan mora çalıyordu. Gerçek anlamda renk değiştiriyordu. Durdu, durdu ve birden haykırdı: “hala anlamıyorsun çünkü hiç ama hiç dinlememişsin. Benimle alakası olmadığı için mi valiz hazırlarken görerek öğreniyorum? Bu konuyu bana aktarmak hiç aklından geçti mi? Tepkimden mi çekindin?”

Hiç aklımdan geçmez olur mu? Hem de nasıl? Farklı senaryolarda durumu kurtarmaya çalıştım ama olmadı olmadı! Mesela, senaryonun ilkinde, Asu’ya direkt, gidebilir miyim diye danıştım. Ne oldu peki? Hayır efendim, biz beraber tatil yapalım, ne gerek vardı’lar geldi de geldi… Diyelim ki Asu’ya tamam dedim, size ne diyecektim? Binbir türlü alayın arkası kesilmeyecekti. Yok “Hanım köylü oldun iyice.” Yok, “ne o, tasmanı mı salmadı?” işit de işit…

Bir diğer senaryoda ise, orta yolu bulma çabasıyla size eşli gidelim demeyi denedim. Çok sağlam veto yerdim çünkü altı kişiyiz ve sadece iki kişi olarak eş/sevgili durumumuz var. Kaldı ki yine çok sağlam alaya alınırdık, hiç gerek yoktu.

O an, Kafamda deli sorular dönerken birden kendi kendime hiddetlendiğimi hatırlıyorum. “Neden danışıyorum ki? Kendime de ona olan sevgime de güveniyorum fakat bu tamamen beni ilgilendiren bir plan ve karar. O yüzden söylemeyeceğim, zamanı gelince öğrenir ne de olsa büyütmeyeceğim.” Diye düşünüp konuyu rafa kaldırmıştım.

“Asım, daldın bakıyorum? Yüzmeye mi başladın?” diyen Asu’nun sesini işittim. “Soruma cevap vermeyeceksin sanırım.” Biraz daha sakinleşmiş görünüyordu.

Olabildiğince polemiğe girmeden anlatmalıyım: “sana söylemeyi çok düşündüm ama karşı çıkar, izin vermezsin diye çekindim. Gitmeyi uzun zamandan beri düşlediğimiz bir seyahat ve başka yolu da yok, üzgünüm.”

Kafasını öne eğip sallamaya başladı. Fırtına öncesi sessizlik gibi bir sükûnet vardı şimdi odada. Arkasını bana döndü, bir “oh” sesi işittim. Yüzünü bana geri döndü.

“Tam da düşündüğüm gibi. Sen şu an tatil için sana kızgın olduğumu zannediyorsun. Senin benden izin almanı, onay almanı gerektirecek bir durum mu yaşadık bugüne kadar? Böyle bir tutum mu sergiledim? Ben saatlerdir sana ulaşamadığım için endişelendim! Senin bana böyle böyle bir plan var gidiyorum demen yeterliyken, şu an burada bu tartışmayı senin yüzünden yaşıyoruz! Dinlemiyorsun işte beni! Ben seni sınırlayarak sana gitme diyemem, sen bir bireysin ve kendine karşı sorumluluğun var her şeyden önce. Bunu da sana ben öğretemem! Senin annen değilim, velin değilim. Böyle olmamı bekliyorsan belki de burada bitmelidir!”

“Ne bitmesi? Neden bahsediyorsun sen?” duyduklarım beni sarsmıştı.

“Beni algılama biçimin, beni dinlemeyişin bana o kadar çok şey gösteriyor ki şu an, beni tanıyabildiğinden bile emin değilim. Beni kendince seviyorsun belki ama benden ve öfkemden korkuyorsun, beni incitmekten değil… Düşün, tatilinde bol bol düşün!” dedi ve kapıyı vurup çıktı.

İşte ben de dediğini yapmaya karar verdim dostlar, kusura bakmayın çünkü seviyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s