Fenomen


Sağ eliyle saçını düzeltti, sol eliyle makineyi kendine yöneltti ve tuşuna bastı. Sonra kendine yaklaştırıp, “bence iyi çıkmışım dostum.” Dedi. Ardından Kenan’ın burnuna doğru uzatıp “Sence?” diye onayını almak istedi. Kenan, “Eh işte…” diye geçiştirdi.

Kenan, Buğra’nın bu takıntısından çok bunalmıştı, aklı bir karış havadaydı ve küçük hevesli çocuklar gibi gittikleri her yerde kendini çekip, ona nasıl çıktığını sorup, sonra da cevabına aldırmaksızın sosyal medyada paylaşıyordu.

“Haydi, sallanma da yürü, geç kalacağız.” Diye söylendi Kenan, Buğra telefonuyla arkasında kalmıştı.

“Ya, dur iki saniye filtreliyorum.”

“Oğlum, adamlar beklemez. Sanki her gün gelen fırsat!”

“Amma yaptın ağabey, sanki bizden iyisini bulacaklar!” koşar adım yanına yetişti.

“Sen sadece sus otur, konuşmayı bana bırak olur mu? Belli oldu. Bu özgüvenle batıracaksın bizi…”

“Ya hep böyle diyorsun da ne oluyor?”

“Sözümü dinliyor musun? Açıyorsun o bayramlık ağzını, patlıyoruz.”

“İyi be, susarız.”

“Telefonu da kaybet, masaya falan koyayım deme, fenomen ayaklarınla uğraşamam.”

“Ama ağabey öyle deme bak, yakında reklam falan alırım ben!”

“Oraya yatırdığın zamanı iş aramaya yatırsaydın şu an bu halde olmazdık! Sus konuşma!”

“Anlamadığın işler, anlatamayacağım yorma beni. Sana saygım sonsuz ama laf etme, fenomenim ben!”

“İyi bakalım, dediğin gibi olsun.” Dedi ama sabır çeker gibi bir hali vardı Kenan’ın.

 

Tüm bu konuşmalar sırasında görüşme yapacakları yere varmışlardır. Denize nazır bir restoran-kafe inşaatına gelmişlerdi. Mekânın dört bir tarafı üzerinde “pek yakında sizlerle buluşuyor” yazılı tahta perdelerle sarmalanmıştı. Kenan ve Buğra uzunca bir süre girişi aradılar ama bulamadılar; hal durum böyle olunca Kenan iletişimde olduğu kişiyi aradı. Adam orada beklemelerini söyledi.

Beş dakika kadar sonra mekânın tam önüne siyah, lüks bir araç yaklaştı. İçinden kahverengi, düz ve uzun saçlı, siyah döpiyesli ve topuklu ayakkabı giymiş, telefonla konuşan bir kadın inerek adamlara yaklaştı. Kenan’ı sordu ve yanıtını alınca da “Mahir Bey sizi bekliyor, araca geçelim.” Dedi.

Siyah, lüks aracın içinde geçen on dakikalık yolculuktan sonra, bir villanın girişinde durdular. Kadın oturduğu yerden camı açtı ve dışarıdaki görevlilere “adayları getirdim” dedi.

Kenan ve Buğra araçtan indikten sonra Mahir Bey’in yanına ulaşana kadar iki ayrı güvenlik noktasından geçtiler ve üstleri arandı. Dar uzun bir koridorda yürürken kadın hem mekân, hem görev, hem de Mahir Bey hakkında bilgi veriyordu:

“Mahir Bey, işletmenin sahibidir. Ağustos ayına açılışı planlıyoruz. 200 kişilik bir kapasitesi var. Gündüzleri kahvaltı servisi ile başlayıp, akşamları yemek hizmeti ile devam edecek ve gece yarısından sonra ses geçirmeyen perdeler aracılığıyla gece kulübüne çevirmek için gerekli izinleri almaya çalışıyoruz.” “Kulüp kısmı henüz net değil fakat sorunları çözdüğümüz takdirde, alternatifler geliştirebilecek yaratıcı bir işletmeci ekibi arayışımız mevcut.” “Önceliğimiz, kafe-restoranlar arasında en saygın mutfak ve işletmeler arasında yer almak.” “Bunu sağlayabilecek bir ekiple çalışmamız çok önemli.” “Öz geçmişlerinizi göndermiştiniz ama yanınızda getirmenizi istediğimiz kopyaları rica edebilir miyim?” “Bu arada adım Dilan, bana herhangi bir sorunuz var mı? Mahir Bey’in yanına varmak üzereyiz” dedi.

Özgeçmişlerini uzattılar. Kadının hızlı konuşması ve bilginin yoğunluğundan serseme dönmüşe benziyorlardı. Zar zor, “Hayır, Dilan Hanım.” Diyebildiler. Dilan da “iyi, zaten Mahir Bey’in sizinle görüşeceği salona da vardık, sizi çok kısa bekleteceğim” diyerek iki berjeri gösterdi. İçeri girdi.

Kenan ve Buğra birbirlerine baktılar. Konuşmaya çekinir gibi bir halleri vardı. Buğra ağzını açıp bir cümle söylemeye yeltenir gibi oldu, Kenan gözlerini sert bir şekilde yumunca, Buğra sırası olmadığını anlayıp sustu. O sırada odadan Dilan çıktı ve “Mahir Bey sizi bekliyor.” Dedi.

İçeri girdikleri sırada, Mahir Bey, arkasında boydan boya ahşap bir kitaplıkla kaplı çalışma masasında özgeçmişleri inceliyordu. Dilan, “Mahir Bey, adaylarımız geldi” diye seslenince, hafifçe başını kaldırdı ve elini uzatıp masasının önündeki sandalyeleri işaret ederek “buyurun, böyle oturun lütfen” dedi.  Sert ama babacan tavırlı birine benziyordu Mahir Bey. Yerlerini gösterdikten sonra uzunca bir süre odada sessizlik oldu. Adaylar nereye bakacaklarını şaşırıyorlardı. Sonunda çareyi başları önünde ellerini incelemekte bulmuşa benziyorlardı ki, Mahir Bey sessizliği bozdu.

 

“Özgeçmişlerinizde fotoğraflarınız olmadığı için sormak zorundayım. Hanginiz Kenan Bey, hanginiz Buğra Bey?”

Kenan da Buğra da kendilerini tanıttılar.

Mahir Bey “Ben bir iş adamıyım ve kaybedecek çok vaktim yok, dolayısıyla eğri oturup doğru konuşmak niyetindeyim. Düzgün gençlere benziyorsunuz ancak başvurduğunuz pozisyon için yeterli değilsiniz. Kenan Bey’i işletme yardımcısı, Buğra Bey’i de garsonlukta değerlendirebilirim.” “Önerebileceğimin en iyisi bu, detayları Dilan Hanım size aktarır.” Dedi.

Kenan “affınıza sığınarak, biz Buğra ile bir ekibiz. Bizi beraber işletmeci yardımcılığında düşünemez misiniz? İyi bir ekibizdir.” Dedi.

Mahir: “Kenan Bey, sizin yerinizde olsam bu bireysel teklifi olumlu değerlendirirdim. Kendinize sahip çıkın derim.”

Buğra: “Biz bu bugüne kadar hep beraber çalıştık, neden ona işletme yardımcılığı da bana garsonluk teklif ediyorsunuz?” diye sordu. Bozulmuştu.

“Madem merak ediyorsunuz söyleyeyim. Sizde o ışığı göremedim.”

“Siz neden bahsediyorsunuz? Ben bir fenomenim!” Çevrem de çok geniş!”

“Öyle mi? Kaç takipçiniz var? Mekâna çekebilecek misiniz?” Bu sırada Dilan’a bir işaret verir.

“Beş bin takipçim var ve bence fena da sayılmaz.” Der Buğra.

Tam o sırada Dilan elinde telefonuyla Mahir Bey’e yaklaşır ve “takipçilerin hepsi satın alınmışa benziyor efendim.” Dedi.

Sinirlenmişe benzeyen Mahir: “o ne demek?” diye sorar.

Dilan açıklamaya başlar: “Ya takipçi sayısı artması için uygulamalara para veriyor ya da takibe karşılık takip yapıyor ve sonra takibini düşürüyor gibi ilginç teknikler var. Her halükârda gerçek takipçileri yok, şişirilmiş sayılar efendim.”

Kıpkırmızı kesilmiş olan Mahir: “Atın bu serserileri dışarı, gözüm görmesin!” diye bağırır.

 

O sırada kapı açılır ve iki güvenlik görevlisi gelir. Biri Buğra’yı, diğeri Kenan’ı kucaklar ve villanın dışarısına kadar sırtlanarak taşır. Orada da bırakırlar.

Kenan, Buğra’ya döndü ve “fenomenliğin batsın” dedi. Buğra’yı arkasında bırakarak oradan uzaklaştı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s