Bir Şans Verilse


Mukaddes, panjurlarla karartılmış odasındaki yatağında mahmur bir halde doğrulduğunda, totem yaparcasına her beyaz yakalı gibi alarmla güne başlamayı alışkanlık haline getirip getirmemeyi kafasında tartmaya çalışıyordu. Kim bilir diyordu: “belki bu ritüel beni dört küsur milyon işsizler ordusunun bir parçası olmaktan çekip alır!” Kolundaki basit saate baktı, gözünü ovuşturdu. “İyi” diye içinden geçirdi; “kahvemizi alıp bugünkü iş arama serüvenimize başlamak için yerinde bir saat gibi görünüyor.”

 

Annesi çat diye kapıyı açıp odaya daldı. Kızını uyanmış bulunca yüzüne biraz rahatlamış bir ifade oturmuş olsa da “bu oda hem in gibi hem de havasız! Hemen havalandırıp toparla şuraları, dağınık olmasın!”

 

Mukaddes boş gözlerle duvarda asılı duran, cüppe ve kep giymiş, otuz iki diş gülümseyen bir kızın resmine bakıyordu. Fotoğraftaki kızın gözlerinde bir ışıltı vardı; dimdik ve gururlu da duruyordu. Gülümseyişindeki mutluluk çok belirgindi. Resmin geneline uyanırcasına bir irkilmeyle baka kaldığında kendi olduğunu idrak edebildi… Zaten düşük duran omuzları görünmeyen bir yük binmişçesine biraz daha düştü ve başı öne eğildi.

 

Kız odanın içinde yılların emektar sandalyesini bir elinde kâseyi aratmayacak büyüklükte bir kupa tutarak, bilgisayar ekranı başındaki yerini almak üzere geriye doğru çekeliyordu. Sandalyenin tekerlerinin yer döşemelerini kanırtırcasına çıkardığı sesler, Mukaddes’in yüzünü ekşiterek başını yana eğip, hızlı bir hamle ile sandalyeyi bir hamlede çekip oturmasına yol açtı. Üniversite hazırlık sınavlarından, bitirme projelerine kadar sayısız badireler atlatmış sandalye taşıdığı yükün etkisiyle hafifçe sağa sola yalpaladı. Sandalye, onca yılın sonunda emekliye ayrılmanın sinyallerini verse de henüz uygun koşullar oluşmamıştı; taşımak için direnmeliydi ve Mukaddes de bunu diliyordu.

 

Kupanın içindeki zift rengini aratmayan kahve yarılanıp, tadı da aynı merete benzemiş olacak ki, bir noktada kupayı dudaklarına götüren Mukaddes’in gözleri fena halde kısıldı. Kol saatini kontrol etti; yine koca bir fincan kahveyi heba ettiği gerekçesiyle annesinden fırça yiyecekti. İç çekip önündeki ekranda yazanlara odaklanmayı denedi.

 

Aranılan nitelikleri inceliyordu. “Aktif satış tecrübesi” … Gıcırdayan sandalyede ellerini başının arkasında kavuşturup yaslandı. Beyaz bir gömleği üstüne krem rengi bir ceket ve aynı renk bir kalem etekle tamamlamıştı. Sade ama tam bir makyajı ve gergin, geriye doğru itina ile toplanmıştı saçları… Kübik bir muayenehanenin misafir koltuğunda oturmuştu. Karşısında kendinden yaşça epey büyük, önlüklü bir bey “Mukaddes Hanım ne içersiniz?” diyordu. “Çay ve su alabilirim, teşekkür ederim.” Hemen ardından zarif sandalyesinin yanında duran karton poşete uzanıp “sizin gibi değerli bir doktora piyasaya yeni sürdüğümüz ilaçları tanıtmadan önce hazırladığım naçizane test ürünleri ve eşantiyon setini takdim etmek isterim.” Söze devam ediyordu: “Bu görmüş olduğunuz cilt kremi, İsviçre’deki laboratuvarlarımızda beş yıllık bir çalışma ve test aşamaları sonucunda piyasaya sürüldü. İlk olarak ABD ve Avrupa’nın önemli ülkelerinde yaygın kullanılmaya başladıktan sonra şimdi Türkiye’de sizin gibi değerli doktorlarımız aracılığıyla faydalı olmak istiyoruz. Bir deneyin; değerlendirin ve görüşlerinizi bana bildirin. Buyurun kartvizitim. Bana vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.” Bu cümleleri sarf ederken, sanki “Tecrübe!” diye gıcırdamıştı sandalye… Dudaklarını büzüp, başını sağa sola sallayıp iç çekti. Sayfalarda gezinmeye devam etmeliydi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s