Yeni Bir Başlangıç


Daha dün gibi hatırlıyorum. O gün işten çıktım ve vapur iskelesine doğru yürümeye başladım. Yolda benimle aynı istikamete giden kalabalık bir grup insan vardı. Bağıra çağıra konuşmaları düşüncelerimi bölüyordu. Bir an önce vapura ulaşmak istiyordum.

Bir on dakika sonrasında vardım ve dış alanda boş bulduğum kuytu bir köşeye oturdum. Tek istediğim kendimle baş başa kalmaktı. Evde bu pek mümkün olmuyordu çünkü annem fazlasıyla buyurgandı ve istekleri hiç bitmiyordu. “Aylin, yemek hazırla. Aylin çayı demle. Aylin çamaşırları as.” Evde geçen vaktimin ayrı bir mesaiye dönmesi sürekli yorgun ve bitkin yapıyordu beni. Ama az kaldı, yakında bu çile bitecek diyordum kendime çünkü uzun zamandır biriktirdiğim para, hedeflediğim tutara ulaşmak üzereydi… Hele bir ulaşsın, pılımı pırtımı toplayıp bizimkilerin yanından ayrılacaktım. Kesin karşı çıkıp beni evlatlıktan reddederlerdi. Çok ters bizimkilere kadın başıma ayrı eve çıkmak, anlayamıyorlardı bunun benim ihtiyacım olduğunu. Zaten çocukluğumdan beri ihtiyaçlarımı anlamak konusunda baya sınırlı kaldılar. Yapacak bir şey yok, yolcu yolunda gerek deyip tası tarağı toplayıp gitmem hepimiz için en hayırlısı olacaktı…

Acaba bu kararımda Ali beni destekler miydi? Kafamın içinden geçen tüm bu plan ve programları ona anlatamamaktan son derece rahatsız olsam da doğru anı beklemeliydim çünkü O’nun kafası iş mevzularıyla çok meşguldü; bir de ben yük olmasam daha iyi olurdu. Hem bu benim ailevi bir sorunum, erkek arkadaşım olarak beni dinlemekten öteye gidemezdi. O noktada kesin bir şey olmadığı için bilmesine de gerek yoktu. Bir an önce eve atmak istiyordum kendimi… Ofiste bir sürü safsataya göğüs germek de yorucuydu.

Anahtarla kapıyı açmaya uğraşırken içeriden annemin sesi yankılandı: “Sen misin Aylin?” Başka kim olacaktı acaba? Yerde biriken toz yığınları gözüme çarptı. Umarım bana bir de temizlik yapmamı buyurmazdı… İnternetten ev kiralarını araştırmaya, eşya bakmaya ve nerede olduğumu hesaplamaya ihtiyacım vardı. Eşyalarımı yerlerine yetiştirip üstümü değiştirirken annem odaya daldı. Kapıyı çalma alışkanlığı hiç adeti değildi zaten… “Yemeği yapman gerekecek, akşam arkadaşlara gideceğiz acele edersen iyi olur.” Dedi ve çıktı. İyi misin? Günün nasıl geçti kızım vesaire hiç sormazdı. 

Mutfağa girip buzdolabına baktım, tabii ki tam takır kuru bakır. Ben olmasam nasıl yaşayacaklardı acaba? Hiç markete gitmekle uğraşamayacaktım, yesinler domatesli makarna otursunlar. Sofrada annem “pişire pişire makarna pişirdin yani? Senden ev hanımı olmaz söyleyeyim ben sana. İnsan bir markete gider, özenir.” O an canıma tak etti ve genelde sessizce dinlememe alışkın olan anneme sordum: “Pardon da siz ne güne duruyorsunuz? Bütün gün belgeseldi, diziydi oturuyorsunuz. Evle ilgilenin biraz. Her şeyi işten gelip yetiştirmeye çalışmaktan yoruldum, görmüyor musunuz?” diye hafif yüksek perdeden söylendim. Bana baktı, kafasını sağa sola salladı ve “sen iflah olmazsın, yemedik yedirdik, içmedik içirdik. İki ev işini çok görüyorsun. Alt tarafı bir yemek.” Diye cevap verdi. Sinirimin kabarmaya başladığını damarlarımda hissediyordum “sadece bir yemekmiş. Her gün yok temizlikti, yok bulaşıktı, çamaşırdı ne gerekiyorsa yapıyorum. Salondaki ampul üç aydır çalışmıyor. Babamla kalkıp yenisini almaya gittiniz mi? Değiştirdiniz mi? Yok! Onu da ben düşünmeliyim yeter ki siz bitki gibi oturun.” Diye çıkıştım. “Biz anamızdan babamızdan böyle gördük. Evlenene kadar mecbursun tabii. Bir de söyleniyor. Ayıp ayıp, anaya dil uzatıyor terbiyesiz!” bağırıyordu. Bir hışım ayağa kalktım: “demek bu evden çıkışımın tek yolu evlenmek ha? Sen öyle san. Ben gidiyorum, hem de temelli. İster beğenin ister beğenmeyin. Sofranızı da şimdi kendiniz toplayın. Bu arada yerler toz içinde onları da silip süpürürsünüz artık çünkü ben gidiyorum!” dedim ve bir koşu kendimi odama kapayıp eşyalarımın önemli kısmını toplamaya başladım. Kapıyı kilitlediğim için odama giremiyorlardı ama dışarıdan söylenmelerini duyuyordum: “Faruk, bu kız hep senin yüzünden böyle oldu. Pabuç kadar dil, başına buyruk! Ana babaya saygıdan hiç nasibini almamış.” “Bana bak küçük hanım, ne yapıyorsan çık dışarı bir yere gidemezsin.” Diye inliyordu koridor.

Birkaç günlük kıyafetle dolu bir çanta sağ elimde, sırtımda da laptopumun ve diğer önemli eşyalarımın olduğu çanta ile kapıyı açtım. Beni bu halde görünce hem babamda ama özellikle annemde bir şaşkınlık ifadesi belirdi. Belli ki blöf yaptığımı sanıyorlardı. Aylardır yaptığım planlardan habersizlerdi ama daha fazla ertelemenin manası kalmamıştı. Daha da ufak başlangıçlar yapmak, zamanla düzeni oturtmak da bir alternatif olabilirdi. Tüm bu düşünceler kafamda dolanırken sanki bir güç geldi bana ve sokak kapısına yönelip tek kelime etmeden çıktım.

“Evet, şimdi ne yapıyorum?” Hiçbir fikrim olmadan yürümeye başladım. Sadece yürüyordum. Zihnim uzun zamandır hiç bu kadar berrak olmamıştı sanki. Akaretlerden Beşiktaş’a bağlanan ana yolun üzerinde bir kahveci gördüm ve eşyalarımla oturdum. Sipariş verip, çantamdan bilgisayarımı çıkardım. Civarda kiralık evlere bakarken telefonum çaldı. Arayan Ali’ydi. Ona çok detay vermeden şu an benimle buluşup buluşamayacağını sordum. Panik yapabilirdi. Geleceğini söyledi ve kapattık. Hesap kitap dosyamı açtım. Ali gelene kadar dosyayı ve olasılıkları kafamda evirip çevirip durdum.

“Sesin bir değişik geliyordu telefonda, apar topar geldim. Hayırdır, bir şey mi oldu Aylin?” diye sordu Ali soluk soluğa karşımdaki sandalyeye otururken. Ona son durumu anlattım. Evi terk ettiğimden bahsettim. Akşam nerede kalacağımı sordu. Bilmediğimi bakacağımı söyledim. “Gel bizde kal. Annemler var ama zaten tanışıyorsunuz. Bir şey demezler, yargılamazlar da severler seni.” Dedi. “Emin misin? Huzurunuzu bozmayayım?” diye sordum. “Ne alakası var? Kız arkadaşım değil misin? Seni başka bir yere gönderirsem aklım kalır; olmaz benimle geleceksin.” Dedi. Masaya yumruğunu vurur hali çok hoşuma gitti; hatta bu tavır ondan uzun süredir görmeyi umduğum bir davranıştı. Gülümseyerek, “Peki, sen nasıl istersen.” Diyebildim. Sonra ekledim: “Ama hemen gitmeyelim, sana anlatmak istediklerim var.”

Ona uzun uzadıya bu evden ayrılma kararını planladığımdan bahsettim. Belirli bir birikimim olduğunu, evleri ve muhitleri araştırdığımdan, eşya baktığımdan, tahmini bir bütçe çıkardığımdan ve büyük bir kısmını çözdüğümü ama sadece planladığımdan biraz daha erken ve beklenmedik bir şekilde ilk adımı attığımı, gerekçeleri ile anlattım. Şaşkınlıkla beni dinledi; ardından daha önce neden bunları onunla paylaşmadığımı sordu. “Senin aklın kendi iş durumunla yeterince meşguldü. İlişkimizin başından beri birtakım fikirlerle oynadın durdun. Ben de destek olmak adına yanında durdum. Anlatırsam seni endişelendiririm diye çekindim açıkçası.” Diyebildim. Ona karşı çoğu zaman kendimi ifade etme sıkıntımı bir nebze olsun kırmanın verdiği bir rahatlama hissi geldi. Yüzüme baktı ve “Hiçbir hazırlığım yok şu an ama benimle evlenir misin?” diye sordu. Şaşkındım, dondum kaldım karşısında… Hiç beklemiyordum çünkü, ortak bir hayat kurma konuları elbette konuşurduk ara sıra ama hep soyut hayaller gibiydi. Gerçekçi, planlı ve programlı, ya da ne bileyim, ciddi görünen bir diyalog yaşanmamıştı aramızda. İşte bu nedenlerden ötürü şaşkın bir ördek misali oturuyordum karşısında… “Gerçekten hazırız yani böyle bir adıma? Ya işlerin ne olacak? Emin misin?” diye soru silsileleri dökülmüştü dilimden. “Çok uzun uzadıya kafa yorulması gereken konular değil bence, elbette eminim. İkimiz de çalışıyoruz ve bence ufak ufak kendi mutlu dünyamızı kurmaya hazırız.” Dedi. Onun bu söyledikleri ruhumu okşamıştı sanki, yüreğime su serpti ve “Evet o zaman” diyerek yerinden kalktım ve boynuna sarıldım hızlı bir hamle ile.

Ali’nin ailesinin evine gidip hem durumu anlattık hem de bu mutlu haberi verdik. Ayça teyze, Ali’yi kenara çekip kulağına bir şeyler fısıldadı ve içeri gitti. Salih amca ile öyle baş başa ve sessizce oturmuş bekliyorduk. Ne Salih Amca ne de ben, bu asır gibi geçen on beş dakikalık sessizliği bölebiliyorduk. Kâh sağa, kâh sola bakarak olacakları bekliyor, özellikle ben, neden başka odaya geçtiklerini anlamaya çalışıyor gibiydim. Ali’nin de annesini takip edip peşinden gittiğini yeni idrak etmiştim. Endişelenmeye başladım. Ailesi için tüm bu haberler ağır mı gelmişti? Usulüne uygun bir kız isteme, nişan ve evlilik gibi bir süreç mi diliyorlardı biricik oğulları için? Tedirgin tedirgin bakıyordum sağa sola… İçeri geldiklerinde başım önümde, ellerim kucağımda çok mahcup görünmüş olmalıydım ki bana “sen iyi misin?” diye hem Ayça Teyze hem de Ali sorma ihtiyacı hissettiler herhalde… Ardından Ayça Teyze sözü alarak “sizler yetişkinsiniz ve bizim sizin adınıza mutlu olmaktan başka gayemiz yok ama en azından izdivaç teklifi usulüne uygun olmalı bence.” Dedi ve o esnada Ali, diz çökerek cebinden bir kutu çıkardı ve açtı. Tek taş bir yüzük uzatıyordu. “Seni seviyorum. Benimle evlenir misin?” dedi. Gözleri parlıyordu. Gururum okşandı resmen ve hem ona hem de ailesine baktım “Evet, elbette. Ben de seni seviyorum.” Dedim. Ayça teyze yaklaştı, sarıldı ve “Ailemize hoş geldin kızım.” Dedi, gözleri dolu doluydu.

Ertesi sabah kahvaltı sofrasında oturmuş bir yandan yiyip içiyor, bir yandan da sohbet ediyorduk. Dün evden çıkışımdan bu yana ailem bir kez olsun aramamıştı. Ne yaptığımla ve nasıl olduğumla ilgilenmiyor gibi bir halleri vardı sanki… Neden böyle yapıyorlardı? İçimi bir kurt kemirmeye başlamıştı. Acaba birine bir şey mi olmuştu? Allah korusun! kafam karışmıştı resmen… Tüm bu aklımdan geçenler yüzüme yansımış olmalı ki, Ali “Neyin var?” diye sordu. Ailesinin yanında bizimkilerin tavrını çok da dışa vurmak istemedim, çekindim. “Hiç, bugün ev bakmaya başlasam mı diye düşünüyordum.” Dedim. “Bence bugün biraz kutlama havasında geçsin, acele etmeyelim ne dersin?” diye sordu. Yüzündeki tatlı tebessüm ve durumu sahiplenmesi hoşuma gitti ve “olur” dedim. “Seni götürmek istediğim bir yer var ama sorma lütfen. Birazdan hazırlanıp çıkalım olur mu?” diye sordu. Ona da “peki” dedim.

Evden çıktığımızda bana “çok sessizsin bugün, bir şey mi var?” diye sordu Ali. Derin bir nefes aldım ve “aklım annemlerde, dün akşam evi terk ettiğimden beri aramadılar.” Dedim. “Senin ailen sen daha iyi bilirsin tabii ama belki inadının kırılmasını bekliyorlardır; çok da üzerine düşünme bence, eminim bir yanın endişeli ama kötü haber olsa eminim ki sana ulaşırdı.” Dedi. Ali son birkaç gündür ne kadar değişmişti; acaba bugüne kadar gardımı indirmeyen ben miydim? Diye kendime sormadan edemiyorum. “Haklısın, biz nereye gidiyoruz şimdi?” diye sordum. “Gidince görürsün.” Dedi. Arabaya bindik ve yola çıktık. Trafik olmasına rağmen Ali pek söylenmiyordu, hatta hiç acelemiz yokmuş gibi bir hali vardı. O esnada telefonu çaldı, arayana baktı ve açtı “Ağabey, yoldayız geliyoruz bir beş dakikaya.” Dedi. Bir ara sokağa saptık. Uygun bir yer bulduk ve park ettik. İnince elimi tuttu ve “bugün evlenmek için harika bir gün ne dersin?” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Bir tanıdık vasıtasıyla sen uyurken yıldırım nikahı işlemlerini başlattım. Şu an evlenmeye gidiyoruz. Öyle ki, evrakları sonradan tamamlayacağız” Dedi. Şoktaydım ve gayrı ihtiyari bir biçimde “Ya sevdiklerimiz? Onlar göremeyecek mi?” diye sordum. Sesimde bir hüzün dalgası sezinlemiş olacak ki, “en önemlileri orada olacak, güven bana” dedi ve nikah dairesinden içeri girdik.

Annemle babamı görmeden böylesine bir gün ve olay yaşıyor olduğumu söyleseler inanmazdım. Ama oluyordu. Hiçbir güç onları buraya getirtemez çünkü dertleri benimle ve ne olduğunu bilmiyordum. Bu yaştan sonra da değişeceklerine ihtimal vermiyordum. Kabullenmiştim durumu… Ne yapalım böyle olması gerekiyorsa böyle olsun diyordum… Kapıda bizi Esma ve Bülent karşılamışlardı. Esma, yüzünde kocaman bir gülümseme ile bize bakıyordu ve “umarım getirdiğim beyaz elbiseyi beğenirsin.” Dedi. Bülent de Ali’yi aldı ve biz ayrı yerlerde hazırlanmak üzere odalarımıza dağıldık.

Odadan içeri elimde elbise ile girdiğimde, karşımda annemi bulunca dengemi kaybedip sendeledim. Zaten şaşkınca kendimi olayların akışına bırakmıştım; o an karşımda annemi bulunca neler olduğunu hiç anlayamadım. Tam ağzımı açıp “ne işin var burada? Umarım beni eve götürmeye gelmedin.” Diyecekken annem her zamanki otoriterliği ile eliyle sözümü kesti ve lafa girdi: “Dün akşam Ayça Hanım bizi arayıp durumu anlattı. Ardından da Ali ile konuştuk ve onun sana olan sevgisinden biz emin olduk. Onaylıyoruz, yanındayız ve bu yüzden buradayız. Biz her zaman biricik kızımızın emin ellerde olmasını diledik.” Dedi. “Elbiseni giy de bir bakalım.” Diye ekledi. Şaşırtıcı ama samimi görünüyordu bu söylediklerinde; kulaklarıma inanmakta güçlük çeke çeke elbiseyi kafamdan geçiriyordum. Giyip, fermuarı Esma tarafından kapatılınca yüzümdeki ifadeyi gören annem: “daha ne söylememi istiyorsun? Yüzündeki ifadeyi sil ve git mutlu ol.” Dedi.

Bir on dakika sonra Ali odaya geldi. Annemin elini öptü, biraz sohbet ettiler ve sonrasında sıramızın geldiğini söylemek üzere bir görevli içeri girince el ele tutuşup nikah salonuna girdik. Bir baktım cidden en yakınlarımız orada; Ali’nin ailesi, benim ailem ve eş dost. Sanki bir kurguda yaşıyorum da benim haberim yok gibiydi. Göğsümü bir şeyler sıkıştırmaya başlamıştı. Sanırım elbise biraz dar geldi. 

Nikah memuru klasik hoş geldiniz konuşmasını yaparken her şeyin ne kadar hızlı gelişip, garip bir hal aldığını düşünmeden edemedim. Aklımdan bu fikri kovuşturmaya çalıştım ama ben çaba sarf ettikçe kat be kat sorularım artıyordu: “Uzun zamandır beraber olduğum Ali, kendi dünyasından nasıl sıyrılıp bir anda iki kişilik düşünmeye başlayabildi? Annem, biricik kızımızın emin ellerde olmasını istiyorduk demekle ne kast etti?” bu ve benzeri nice soru hızla kafamın içinde dolaşırken dışarıdan bir ses duydum: “Siz, Aylin Hanım, Ali Bey’i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?” Bu soru hemen ve şevkle yanıtlanması gereken bir sorudur ya hani, tam tersi istikamette ben duraksamıştım ve ön sıralarda oturan yakınlarımızın yerlerinde doğrulduklarını hissedebiliyordum. Ani bir kararla “Hayır.” Dedim. Ali’ye döndüm ve “Üzgünüm.” Deyip kaçar adım salonu terk ettim.

Odada bıraktığım el çantamı alıp bir taksiye binip, “düz gidin.” Diyebildim. Gözümden yaşlar akıyordu istemsizce ama zihnimin berraklığına baktığımda bugün hala kendim için doğru adımı atabildiğimi hissedebiliyordum çünkü benim hayalimdekinin bu yaşadıklarım olmadığı apaçık ortadaydı. Otogara gittim, en yakın zamanda nereye bilet verebileceklerini sordum ve aldım. Bir bilinmeyene doğru giderken arkamda bir takım soru işaretleri, çözülmemiş meseleler bırakırken, hayatımda belki de ilk kez bunlara takılmıyordum çünkü rahat bir nefes alabildiğimi hissediyordum. Bazen çok doğru görünmesine iç sesin bu yanlış der ya, işte öyle bir şeydi benimkisi… Sadece ben ve kendim yeni bir başlangıca doğru çıkışımın hikayesi böyledir sevgili çocuklarım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s