Pamuk İpliği


Karantina döneminin bitmesinin üzerinden iki ay geçmiş olmasına rağmen aşı sırası bana gelip, bu aşıları tamamlayana kadar sokağa çıkmamaya yeminliydim. Neden mi? Çünkü kendime, sevdiklerime ve içinde yaşadığım topluma karşı birtakım sorumluluklarım var. Özgürlük beraberinde sorumluluğu da getirir ve ben bunun bilincindeyim. Kaldı ki yirmi yaşımdayım; ideallerim, hayallerim var ve bunları gerçekleştirebilmek için kendimi bildim bileli çalışıp çabalıyorum. Yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim, tünelin sonu ve ufuk çizgisinde bir parıltı görünmeye başlamışken bir keyif ve düşüncesizlik kurbanı olmak istemiyorum.

Şanslıydım, hem de çok! Kendimi, potansiyelimi ve hayalimi sanırım birçok yaşıtıma kıyasla daha erken bir yaşta ve tesadüfen buldum. On iki yaşımdaydım, ailemin beni bin bir çaba ile gönderdiği yaz okulunun dersleri sırasında oluşan bir merakla her şey başladı. Bir dersimiz çizim dersiydi, diğeri ise elişi. Sadece bu iki dersten gerçekten keyif alıyor, öğretmenimizi soru yağmuruna tutuyor, hiç kaytarmıyordum. Çizim ve elişi dersleri o kadar zevkliydi ki, spor etkinlikleri yerine bu iki derse ayrılan atölyede zaman geçirmek istediğimi bacak kadar halimle yönetime iletecek cesareti kendimde bulmuşum. Onlar beni ciddiye almayınca devreye ailemi sokup, onlardan okulla konuşmalarını rica etmişim. Her konuda olduğu gibi beni bu konuda da destekleyen ailem gerekeni yapmış ve ben zamanımın büyük bir çoğunluğunu atölyede çizim ve dikiş, nakış, boncuk tasarımı vb. işlerle geçirmişim.

Bir yandan insan, obje, hayal gücüme bağlı soyut çizimler ve kompozisyonlar aracılığıyla teknikleri, boyaları keşfediyordum; diğer yandan da bu çizimleri yavaş yavaş somutlaştırıp nesne haline getirmek için gereken pratiği dikiş ve nakış aracılığıyla deniyordum. Tüm bu esnada çoğunlukla önümdekilere dalıp, zaman mevhumumu kaybediyor ve öğretmenim aracılığıyla gitme vaktinin geldiğini fark ediyordum.

Bu durum beni yaşıtlarımdan biraz soyutlasa da halimden son derece memnunmuşum. Annemlerden dinlediğim bir anıdan anlıyorum. Ailem benim çizim ve elişine olan eğilimimi keşfedince bir hafta sonu bana sürpriz yapıp beni gerekli araç gereçleri alabileceğimiz bir yere götürmüşler. Nereye gittiğimizi söylememişler ve dükkândan içeri girip rengarenk boyalar, tualler, fırçalar ve tüm o gereçleri görünce mutluluktan gözyaşlarıma hâkim olamamışım.

Zaman geçtikçe biraz daha içine kapanık, kendi halinde bir genç olarak hayatımı planlamaya başlamışım. Babam “sen hep fazla olgun ve bilinçliydin” diye söyler. Okuldan artakalan tüm vaktimi bu iki tutkuya dönüşmüş hobimle uğraşarak, araştırarak ve deneme yanılma yaparak geçiriyordum. Bir gün ileride ne olmak istediğim konusuna vardık ve aileme tasarımcı olmak istediğimi ama nasıl olabileceğimi bilmediğimden bahsettim. Onlar da çevrelerine, eşe dosta sorup soruşturmuşlar ve teknik liseye gitmemin daha iyi bir yaklaşım olabileceğini öğrenmişler. Babam “madem zanaatkar olacaksın, işin teknik kısmını erken yaşta öğrenip usta-çıraklık ilişkisinde kendini geliştirmende fayda var” demişti. Sonunda teknik liseye gittim.

Böylesine bir farkındalıkla lise hayatımda da çalışmalarım ve emeklerim boşa gitmedi. Üniversiteye Güzel Sanatlar Fakültesi – Tasarım bölümünde başlayacaktım ki, pandemi patlak verdi. Bizim bölümü bu yeni koşullara uygun hale getirmekte çok zorlandılar çünkü dersler teori ve pratik olarak ikiye ayrılıyordu. Sınıfta ya da atölyede yaptığımız çalışmaların hocalar tarafından yönlendirilip değerlendirilmesi gerekirken sanal ortama sıkışmıştık. Yine de iyimser bir yaklaşımla motivasyonumdan bir şey kaybetmemeye çalışıyordum. Eve kapandığımız dönemde ders materyallerini çalışıp kendi kendime odamda elimde kâğıt kalem durmaksızın pratik yapıyordum. Sonra işleri biraz daha ilerletip evde kullanmadığım kıyafetlerin kumaşlarını uyarlamaya başladım. Anneannemden kalma dikiş makinesini kullanmayı yeni baştan annemin desteği ile öğrendim. Bizimkiler de sağ olsun onlar da kendi dolaplarından kumaş desteği verdiler ve böylelikle hediye dönüşümlü basit ama güzel işler ortaya koyuyordum. Babam ve annem de benim mutluluğumu paylaşıyor ve her yeni kıyafette veya aksesuarda “bir gün senin mağazandan da almak nasip olsun!” diye hayır duası ediyorlardı.

Şimdi şimdi anlıyorum, dişi bir canlı olarak, ne kadar plan yaparsam yapayım ve hayatımın kontrolünü avuçlarında hissedersem hissedeyim, istikrarlı ve başarılı olmaya çabalasam da her şey bir pamuk ipliğine bağlıymış. Bu ülkede bir kadın olarak, sosyal statü gereği iki sıfır geriden başlıyormuşsunuz; kendinize güvenmeniz yetmiyormuş. Güven dediğiniz hissiyat bambaşka bir şeymiş; çok geç oldu ama anlıyorum…

Bir martı misali kanatlarımı açıp özgürce sokaklarda salınmanın vakti artık gelmişti çünkü aşılarımı tamamlamıştım. Maskemi takıp biraz dışarı çıkıp bacaklarımı esnetmenin, bir iki dükkân gezip esinlenmenin hiçbir sakıncası yoktu. Olmamalıydı…

O gün, kendimle yaptığım bu planın heyecanından olsa gerek, ne giyeceğime karar vermekte son derece zorlanıyordum. Sonunda bizzat kendim tasarlayıp, diktiğim ve sırtı hafif açık, çapraz şeritler geçen kolsuz bluz ile üç farklı kot kumaşından oluşturduğum kot eteğimde karar kılmıştım. Hatırlıyorum, aynada son durum kontrolü yaparken kendi kendime gayrı ihtiyari bakıp “bugün güzel bir gün ve harika görünüyorsun!” demiştim.

Uzunca bir aradan sonra maskeyle bile olsa caddelerde dolanabiliyor olmak son derece keyifliydi. Yapış yapış yaz sıcağına aldırış etmeden, sevdiğim şarkılardan oluşan çalma listem kulağımda yankılanıyordu “kanatlarım var ruhumda…” Bir noktada fark ettim ki sesli kendi halimde mırıldanmaya başlamışım şarkıyı, durdum kendi kendime gülüp yoluma ve yürüyüşüme devam ettim. 

Aradan belki yarım saat geçti ya da geçmedi, bir irkildim. Neden olduğuna o an anlam veremedim ama irkildim. Omzumun üzerinden sağımı solumu kontrol etme ihtiyacı hissedince biraz arkamda yaşıtım görünen iki erkeğin silueti gözüme çarptı. Bana yönelmiş olan bakışlarını hissetsem de güpegündüz ana caddede yürüdüğüm için riskli bir durum olarak kondurmak istemiyordum. Herhangi bir olumsuzluğa yormanın anlamı yoktu. Yürümeye devam ederken müziğe odaklanmaya çalışsam da çaktırmadan sürekli arkamı kolluyordum. Ben hareket etmeye başlayınca onlar da başlamışlardı. Uydurmamalıyım, yormamalıyım diye kendimi içten içe telkin etsem de adımlarım kendiliğinden sıklaşmıştı. Huzursuzluğum arttı çünkü yaklaşmaya başlamışlardı.

Zarar görme olasılığının kafamı meşgul etmesi bile beni rahat bırakmayınca ani bir kararla akan trafiğin ortasına atlayıp karşı kaldırıma geçtim ve önüme gelen ilk ara sokağa koşar adım döndüm. Kalp çarpıntılarım hızlanmıştı, tedirgindim ve soluk almakta zorlanıyordum. Durup arkamı kontrol etmek istiyordum ama cesaret edemiyordum. Bir dört beş dakika geçmiş olacaktı, artık soluklanmak için durabileceğime kanaat getirmiştim ki, sol omzumun üzerinde bir el hissettim. Gergin bir şekilde yavaşça döndüm, bu esnada kulaklığım kulağımdan düştü. Beni takip eden çocuklardan biriydi. Bana “ya paran ve telefonun ya da canın” dedi. Telefonumu uzattım, cüzdanımı gösterdim titreye titreye… Beni duvara yapıştırdı. Diğeri de geldi, eteğimi sıyırmaya çalıştılar. Gören, müdahale edebilecek kimse yok muydu? Bağırmaya çalışınca biri eliyle ağzımı kapadı. Nefes almakta zorlanıyordum. Son derece savunmasız bir şekilde tekmeler atmaya, ağzımı kurtarıp bağırmaya çabalıyordum. Başımı sağa çevirebildim güç bela… Uzakta sarı sarı hızla yaklaşan parıltılar gördüm, karnımda bir anda derin bir acı hissettim. Hepsi o kadar…

Gözümü açıp nerede olduğumu anlamaya çalışmam epey vakit aldı. Her şey tanıdıktı. Günlerden hangi gün, neredeyim diye soracak birini arıyordum ama kimseyi göremiyordum. Aileme ulaşmak istiyordum ama tek gördüğüm bir ışıktı. Bu ışık o kadar tanıdık, güven dolu ve samimiydi ki hiç durmadan içine çekildim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s