Sosyoloji & Tecrübe Eğitimi


Sosyolojiye ilgi duyuyorum ancak ne olduğunu tam olarak anlamak için gerekli eforu sarf edemediğimi düşünüp hayıflanıyordum. Aslında durumun tam olarak böyle olmadığını yavaştan keşfediyorum sanırım. 

Bugün ilginç ve keyifli bir kitaba başladım, “Sosyoloji ne işe yarar?” isimli bir kitap, yazarı da Zygmunt Bauman. Henüz birkaç yaprağı bile çevirmemişken beni düşünmeye sevk edip, size bu satırlarla kendimi ifade etmeye yöneltmesi çok hoşuma gitti.

Bu kitabın söylemlerinin başlangıcından çıkardığım birkaç sonuç var ama öncelikle kitabın neyden nasıl bahsettiğine biraz değinmem gerekiyor diye düşünüyorum. Bu kitabın söylemine göre sosyoloji, “insan deneyiminden” yola çıkarak “toplumsal gerçekliklere” ulaşmaya çalışır. Ayrıca son zamanlarda bilgi üretimi açısından bir sorun yaşamasak da insanlık olarak hikâye açısından zayıfladığımızı ve böylelikle bizlerin geniş tarihsel bağlam içinde yaşamlarımızı anlamlandırma becerilerimizin zayıfladığını iddia eder.

Yukarıda bahsi geçen fikir ve argümanlara tamamen katılıyorum. Hatta bir nebze ileri de giderek, özellikle pandemi döneminin de bir sonucu olarak başlayan tecrübe ve hikâye aktarımı furyasından rahatsızlık duyduğumu dile getirmek istiyorum. Bu Tecrübe Aktarımı hadisesi, sertifika programları ve eğitim gerçeğinin ticarileşmesi bir bakımdan bilgiye erişmekte bizleri geliştirmesi gerekirken, türlü bilgilerin nasıl pratiğe dökülerek kullanılabileceği konusunda zayıf kalarak bu bilgiyi somutlaştırma ve bir dönüşümle çıktı sağlamamız açısından yetersiz kaldığına inanıyorum. Örneklendirmem gerekirse, yüzme konusunu ele alalım. Bir çocuk yüzme öğrenirken boğulma tehlikesi olduğu için yanında bir gözetmen ve yetişkin olur değil mi? Ona kollarını, bacaklarını, başını ve nefesini nasıl kullanabileceğini anlatır. Ardından da pratiğini izleyerek gerekli yönlendirmelerle sonuca erişmesini sağlar, destek olur. Tüm bu sürece yüzme eğitimi diyoruz. Bu bağlamda yaşam boyu eğitim kisvesi altında bir bilgi bombardımanına tutulsak da bilgi sahibi olsak da kendimiz, çevremiz, toplumumuz için bir kazanıma çevirmek konusunda suya atılıp kendi kendine debelenen ve yüzeye ulaşmaya çalıştırılan bir çocuk misali yalnız bırakılıyoruz. 

Kitaptan yola çıkarak bu düşüncemi sosyolojik tahayyül eşliğinde harmanlama ihtiyacı hissediyorum. Adına tecrübe aktarımı, eğitim vb. şeyler dediğim yukarıdaki hadise aslında benim bloguma uzun zamandır yeni bir katkıda bulunamamanın verdiği rahatsızlıktan kaynaklanıyordu. Bu kişisel sıkıntı ayrılmaz bir biçimde kamusal bir mesele ile biraz direkt ve biraz da dolaylı olarak bağlantılı çünkü mesela kişisel kendimi gerçekleştirme hedefim için yaratıcı yazarlıkla ilgili teknik ve tecrübesel birden çok programın parçası oldum, o an birtakım bilgiler edindim. Ancak bu programlar ve eğitimler bir koçluk, mentorluk veya usta-çırak ilişkisine dayanmadığı için bilgim bir dönüşüme uğrayamayarak, bilincimin derinlerinde silikleşmeye ve kullanışsızlaşmaya başladı. Dönüştüremedim, vakit ayıramadım veya tecrübemi perçinleyecek bir süreçten geçemedim. Dolayısıyla benim eleştirim aslında şu, sertifika, tecrübe vb. eğitimsel her türlü programın bilinçdışı bir yetkinlik kazandırabilmesi için teori ve pratiğin el ele gitmesi gerektiğidir. 

Clubhouse, podcast ve benzeri türevlerde bilgi içeriğine, tecrübe ve deneyim paylaşımlarına fazlaca maruz kalıyoruz ancak bu bilgi pasif bir dinleti olarak bir kulağımızdan giriyor, diğerinden çıkıyor. Sonunda öyle bir hadiseye dönüşüyor ki, ağzı olan konuşuyor ve popülist bir eğilimle hikâye, kazanım vb. kavramların içi boşaltılarak körler sağırlar birbirini ağırlar bir hal alıyor.

Bilgi aktarımı sırasında aldığımız enerjiyi neden bir çıktıya dönüştüremiyoruz? Sorusu sadece teorinin pratikle el ele gidememesiyle ilintili değil, ayrıca bir de içinde yaşadığımız toplumda yaşadığımız mafya vari, yarı tehditkâr tehlikelerle, risklerle karşı karşıya oluşumuzdur. Bu durumu daha yalın ifade etmem gerekirse, muhalif olduğumuz, beynimizi kullanmaya ve doğrumuzu ifade etmeye kalktığımızda tarafımızı doğru seçmezsek “ötekileştirilerek” ve “canımızla tehdit edilerek” toplumsal linç türlerine maruz kalma ihtimalimiz fazla yüksek. Yasalarımız bizi koruma garantisi vermiyor, ekonomik olarak zayıf ve güçsüz oluşumuz kendimizi korumamıza imkân vermiyor. Hayat gayesi kisvesi altında başımız önümüzde suda çırpınıp yüzeye vurmaya çalışıyoruz. Su yutuyoruz, bir debelenip yüzeye vurup o suyu atıp gerisin geri dibe çekiliyoruz. 

Sizi bilmem ama benim bu aralar hissiyatım tam da yukarıda anlattığım gibi. Bu yönde olduğu için de dünya ve insanları algılayışım da bu yönde çalışıyor. Kendimce bir sosyolog olduğumu, belki sizin de olduğunuzu söylemeye çalışıyorum aslında. Hayatta kalma mücadelemiz bu aralar o kadar çetin ve meşakkatli ki, sıkışmış, ruhsuz, kayıp, günü kurtarmaya yönelik anlık yaşamlar sürüyoruz belki de… Bilinçli bir şekilde iç rahatsızlıklarımıza kafa yoramayacak kadar derde boğulduk belki de ama çabalamaktan, sürekli pedal çevirmekten bir tık ileri giderek sadece bir durmamız gerekiyor belki de. Kendimizi gözlemleyip, bilişsel olarak sıkıntılarımızın kaynağını anlamaya çalışmamız faydalı olabilir. İşte bilgi de burada devreye giriyor ve kendi yaşantımızı bilgimiz dahilinde anlamlandırabiliyoruz. Ardından ya söylenmeye devam edeceğiz ya da çözüm üreteceğiz. Ama eyleme geçip dönüştüreceğiz.

Bilmiyorum söylediklerim kulağa ve akla nasıl geliyor ama tek bildiğim şu an amaçsızca pedal çevirdiğimizdir. Pedal çevirirken türlü bilgiler ediniyoruz ama varacak bir nokta olmadıktan sonra o bilgi de geçerliliğini yitiriyor gibi hissediyorum.

Sizler de böyle hissediyorsanız, bir durun mola verin. Etrafınıza bakın. Derin nefesler alın ve zihninizi boşaltmaya gayret edin. Unutmayın ki, iyi ya da kötü geçmiş adı üstünde geç-ti. Gelecek ise henüz gelmedi. Gökyüzüne bakın, maviliğine bakın. Gri ise yukarılarda bir yerde aslında mavi olduğunu kendinize hatırlatın. Sonra yolculuğunuza devam edin ve yolda nereye varacağınızı netleştirin. Naçizane rehberlik edebileceğim kendi çıkarımlarım bu yönde…

Bana vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Sevgiler,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s