Genelleme & Paylaşım


Kimi takip eden sevgili dostlarım belki son yazımdan hatırlayacaklardır, en son Zygmunt Bauman’ın “Sosyoloji Ne İşe Yarar” adlı kitabını okumaya başlamıştım. Hayat gayesi, çok yol alamadım ama bu yol alamayışımı kitabı veya içeriği suçlayarak bırakmak yerine durumu kabullenip, sakin ve emin adımlarla kitabı elverdiğince okumaya devam etme yolunu seçerek bir kazanıma dönüştürdüm. Bu tercih uzun zamandır yapmam gereken bir tercihmiş, yeni anladım. Kendi adıma kabul etmek zorundayım ki, hayatımın dinamikleri gereğince bu aktiviteye bu kadar zaman ve emek harcayabiliyorum. Bu yüzden de başka faktörleri suçlamadan, verimliliğim üzerinde baskı yaratmadan durumla başa çıkabilmeliyim ve sanırım bugünkü tercihimle ilk adımı atmayı başardım. Eskisi gibi bir kitabı iki haftada bitiremiyorsam ne yapabilirim? Belki bir ya da iki ayda bitiririm ama kendime olumsuz bir motivasyon yaratıp hiç okumamaktan daha iyidir değil mi? 🙂

İşte yine bu kitabın bana sordurduğu ve düşündüğü birtakım konularla, bir sesli düşünme seansı ile karşınızdayım. Bugünkü konumuz aslında “Genelleme” gibi görünüyor ama ne çıkacağını henüz tam keşfedemiyorum çünkü doğaçlama sizlere hitap etmek, klavyeme zihnimi bırakmak bu sürecin en keyif aldığım yönüdür. Dolayısıyla, artık konuya bir girizgâh yapıyor ve şimdiden benimle kafa yorduğunuz için sizlere teşekkür ediyorum.

Kitabımın daha önsözünde dikkatimi çeken bir teşhis ve yorum var: “Çağa ilişkin değerlendirmelerin genelliği, erkek ve kadınların yaşamlarına ilişkin incelikli ve tikelleştirici bir farkındalıkla bağlantılı olmak zorundadır.”  Bu cümle bende güzel bir yankı uyandırdı çünkü çağımıza ilişkin değerlendirme yaparken “genellemelere” ve “genelleme” yapmaya son derece meyilliyiz. Ben dahil hepimiz… Bu köşedeki naçizane fikirler olması gereken, belki de kimilerine göre ahlak polisliği veya yargı dağıtan tavırlarım aslında üslubumla ilintili bir yanılsamadır. Aslında özünde birer değerlendirmedir her biri. Yine aynı ifadeden yola çıkarak “çağa ilişkin” değerlendirmelerimi veya var olan şahit olduğum değerlendirmelerin genelleme yapabilecek yeterli birikime sahip olup olmadığı sorusunu sorma ihtiyacı hissettim. 

Bana kalırsa, bu benim şahsi yorumumdur, katılırsınız veya katılmazsınız bilemem ve sizlerle eğri oturup doğru tartışmayı çok isterim, bence bir çoğumuz “çağımızı” anlamlandırma sürecinde değerlendirme yaparken bunu genele vurabilmek ve genel geçer bir gerçek olarak kabul edebilmek açısından fazlaca yetersiziz çünkü her birimiz fazlaca yalnızız.

İstersek on kişilik kalabalık bir ailede yaşayalım, istersek kelimenin tam anlamıyla yalnız ve izole bir yaşantımız olsun, her birimizin eşit derece yalnız olma durumu bana çağı açıklamada son derece akla yatkın bir değerlendirme olarak görünüyor. Bu yalnızlık sosyal anlamda değil, daha ziyade sosyalleşme, paylaşım esnasında ortaya çıkan, söze dökülen cümlelerin içeriksel kalitesine veya niteliğine baktığımda kendini gösteriyor. 

Ne demek istediğimi somutlaştırmam gerekirse şöyle anlatayım: Bu hafta hayatımın telaşında son derece tansiyonu bol, yer yer gergin ve sıkıntılı, yer yer rahatlamalı bir hafta geçirdim. Tüm bunlar yaşanırken içimden geçen hisleri veya fikirleri söze dökebildiğim, eyleme ve olumlu veya olumsuz sonuca çevirebildiğim kadarıyla bu tansiyonu yönetebildim. Tüm bu esnada yalnız mıydım? Hayır, çevremde muhakkak birileri vardı ve ben dışa vurumlarla durumsal mücadelelerimi verdim. Bu dışa vurumların “incelikli ve tikelleştirici farkındalığı” ise kısmen zayıf olarak ele alınabilir çünkü şimdi şimdi birkaç gün öncesine kadar verdiğim cevap, tepki veya reaksiyonların kaynağını birkaç tık geçmişe giderek anlayabiliyorum. 

Evet benim duygusal farkındalık derecem sanırım bu ve kaynağını yalnız yaşayan bir birey olmamda görüyorum. Ne var ki, söze döktüğümüz cümlelerin kaçı o an zorlandığımızla ilgili? Veya kaçımız zorlandığımız noktada yetersiz kalabildiğimizi ifade edebilecek veya o durumla yüzleşebilecek büyüklük ve cesareti gösterebiliyoruz? 

İçinde bulunduğumuz çağda, yaşamsal koşullarımızın geçmişlerimize kıyasla çok daha zor ve meşakkatli bir hal aldığı ortadadır. Bu koşulları tanımlamaya girişmeyeceğim. Ancak hepimizin öyle ya da böyle yaşadığı hayatların üzerimizde yarattığı baskı ve “yarının belirsizliği” kaygılarının artarak çoğaldığını kendimden biliyorum. Anlamadığım bir biçimde olumsuz, negatif duygularımızı hiç yoklarmış gibi ya da çok iyi göğüslüyormuşuz gibi halinden memnun bir biçimde “erdemle” bile ifade edemez olduk. Bunun neden böyle olduğunu inanılmaz merak ediyorum. Neden duygularımızı “şu an sinirlendim, şimdi neşeliyim” ve benzeri bir biçimde dışarı aktarıp rahatlayamıyoruz?

Sorunları halının altına süpürmek dediğimiz bir tabir vardır hani. Tam olarak onu yapar gibiyiz. Gündelik sosyal paylaşımlarımız esnasında pozitif olmayan duygularımızı sözlü dile getirirsek ya bunların bizi etkisi altına alacağından korkuyoruz; ya çevremize karşı son derece güvensiziz ki zorlanmanın doğal bir şey olduğunu unutup zayıflık olarak görüp güç gösterisine girişiyoruz; ya da birtakım şeyler bizi o kadar uyuşturdu ve hissizleştirdi ki, bu zorlanmaların farkında bile değiliz. Kişisel fikrimi sorarsanız bence bu saydığım durumların her biri farklı farklı acıklı senaryolar ve bizler her birimiz bu bağlamda kendimizle başbaşalığa itiliyoruz. Bireysellik denen olgunun aslında yaşamdan veya duygudan soyutlanmak olmadığını henüz anlayamamışız gibime geliyor. Teknolojik, bilimsel vb. koşullarda altın çağlarda yaşadığımızı iddia ediyoruz ama duygusal olarak çocuklar bizden daha farkındalarken onları yetişkinler olarak kendimize benzetiyor ve iç dünyalarına hapsolmalarına yol açıyor olabiliriz.

İşte belki de tüm bu sebeplerden ötürü tüm olumlu olmayan, her gün vah vah dediğimiz veya kınadığımız gelişmelere şahit oluyoruz. Eskiden 3. Sayfa dediğimiz türden önceliklendirilebilen haberler belki de bir olasılık bu dışavurumları olgun ve doğru bir biçimde yapamıyor oluşumuzdan ötürü 1. Sayfa haberi halini almıştır. Duygusal olarak bastırılmaya veya uyuşturulmaya kim, nasıl ve neden itti bilemem, bunun değerlendirmesini yapabilecek yetkinlikte değilim çünkü dediğim gibi pencerem yalnız. Sadece duygusal olarak ortama hâkim olan bu sessizlik bana yalnız olmadığımı gösteriyor artık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s